Hüznün Mesnevisi: İlhami Çiçek

11 / 4 / 2010

1

uzun bir nehirdir satranç
kıvrak ve uzatarak boynunu
nice güneş batışını yerinde görmüş boynunu
oysa veba tarihçileri bilmemişlerdir
her karenin bir karşı veba girişimi olduğunu

göğe bezgin bakanların bir türlü öğrenemediği
bir oyundur satranç

evet ilk aşk gibi bir şeydir ilk açılış
artık dönüş yoktur
kuşku bağışlanmasa da
tedirginlik doğal sayılabilir
ancak
yürümenin dışında bütün eylemlerin adı
kaçış kaçış kaçıştır

çapraz özgürlüklerinde filler
acılardan yapılmış bir alanda
ne zaman ki esrirler
yazsak defterlere sığar mıydı
şah açmazında vezirin ölümcül tutkusunu
yerine göre piyon da bir tufandır
içinde hep bir vezir sürekli mahzun
düz gider çapraz vurulur ve uzun uzun
günbatımlarını çağrıştırır

hüznü uçlarından dolanıp
yalın sıçrayışlarıyla piyonlar arasından
ürkek ama cesur ama sevimli
açsa duyargalarını o tarihsel şiire
iyi bir oyuncu en çok atları sever

sen ey atını kaybeden oyuncu
bir ilkyazdan koca bir güzyontan adam
bırak oyunu

artık
öyle bir ıssızlık düşle ki içinde
yeryüzünü kişnesin
bizim atlar

“Hüznün Mesnevisi: İlhami Çiçek” iletisini okumaya devam edin

Şatranç – Nigin Nevaderezi

29 / 11 / 2009

Birden bire
Bir iki üç
Birden uç
‘Atil-matil çersembe’*
(L) gibi atil
‘Atil-açil çersembe’
‘kilit deve boynunda’** qalsa
(L) uvulda
(L) qanad çal,aç
Uç! duman açilsin
Önce ‘iş’ deyişir? ,yil deyişir?
Mence bu sayfada ‘yer’ sona ermiştir
Benzer sayfanin taşlari, kalesi,fili…
Kanadlanmak düşünürler
‘Kondum-köçdüm’***dur,
Köçe-köçe duman; yan!
Yer kurtarir? ,’iş’ kurtarir?
‘Bu yil’ kaç günde,
Kaç yerde ‘mat’ olar?
Bir ağda, bir karada
Bu ağ-karalar bizim dişimsi durumumuz işte!
Uç!
Keşke****’aça’
Kondum
köçdüm…
Kiş-mat…
——————

*Yilin son çersembesinde okunan ezgi.
**halk folklorundan bir kita,şir çözülmeyendir, anlaminda.
***çocuklar oyunlarindan:oyun içre yolculuqda edilen menzil.
****Olsun ki.

Tebriz-2005

Nigin Nevaderezi

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Milli Oyuncu Fatmanur Öney ile röportaj

1 / 5 / 2009

Özlem Hacıhaliloğlu : Fatmanur Hanım, öncelikle satranca ne zaman ve nasıl başladınız? Bize kendinizi anlatır mısınız ?

Fatmanur Öney : Satrancı 7 yaşında öğrendim.  İstanbul’daki  kuzenlerimiz, ağabeyime öğretiyorlar. (Çok sonradan kuzenlerime satrancı öğreten kişinin Nevzat Süer olduğunu öğrendim. Dayımın müzik camiasından arkadaşıymış .)

Mersin’e döndükten   sonra  O da  bana öğretiyor. Fakat  evde satranç takımımız olmadığı için kağıtların üstüne taşların ismini yazmıştık öyle öğrenmiştim, figürleri sonradan gördüm. Vezir yazan kağıdı kaldırıp vezir gibi oynatıyor, at yazan kağıdı da at gibi götürüyorduk. Böyle birkaç gün oynadıktan sonra babam gördü “Ne yapıyorsunuz?” dedi.  “Satranç oynuyoruz” dedik. Güldü tabi, o gün gitti bize satranç takımı aldı.

Turnuvalarda oynamam Üniversite yıllarımda oldu.  Sanıyorum 1983 yılıydı ve  Yurt-Kur’un  Satranç  turnuvalarının ilkiydi.  Bende o sıralarda  Ankara’da Üniversitede öğrenciydim . Önce her yurtta elemeler yapılıp o yurdu temsilen 1 kişi İstanbul’daki turnuvaya götürüldü. Bende Mehmet Akif Ersoy  Yurdu’nu temsilen katılmıştım İstanbul’daki yarışmalara… İlk turnuvamdı  bu benim ve 3. oldum. Satranç camiasına  her yeni gelene yapıldığı gibi benide  teşvik ettiler sürdürmem  için satrancı ve öyle devam ettim oynamaya.

Ö.H.: Ne zaman satranç sporcusu olmaya karar verdiniz ? Hangi etkenlerle hedefiniz büyüdü ?

Fatmanur Öney : Yukarıda söz ettiğim ilk turnuva benim için çok önemli oldu. Hiç bir hedef geçmedi o sıralar kafamdan, sadece oynamaktan zevk aldığımı gördüm. Turnuvanın evde oynamaktan farklı bir şey olduğunu anladım ve benim sevdiğim turnuvada oynamak oldu.

Ö.H.: Ailenizin o dönemde size  desteği oldu mu ? Evlendikten sonra  aile yaşamınız nasıl etkilendi ? Eşiniz Adil Feridun Öney ‘in satranççı olmanızdaki etkilerini ve desteğini anlatır mısınız ?

“Milli Oyuncu Fatmanur Öney ile röportaj” iletisini okumaya devam edin