<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Satrancim.com</title>
	<atom:link href="http://satrancim.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://satrancim.com</link>
	<description>Yeni bir Satranç Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 27 Dec 2010 23:48:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Hüznün Mesnevisi: İlhami Çiçek</title>
		<link>http://satrancim.com/2010/04/huznun-mesnevisi/</link>
		<comments>http://satrancim.com/2010/04/huznun-mesnevisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Apr 2010 07:07:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Abdullah ARIK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://satrancim.com/?p=676</guid>
		<description><![CDATA[1 uzun bir nehirdir satranç kıvrak ve uzatarak boynunu nice güneş batışını yerinde görmüş boynunu oysa veba tarihçileri bilmemişlerdir her karenin bir karşı veba girişimi olduğunu göğe bezgin bakanların bir türlü öğrenemediği bir oyundur satranç evet ilk aşk gibi bir şeydir ilk açılış artık dönüş yoktur kuşku bağışlanmasa da tedirginlik doğal sayılabilir ancak yürümenin dışında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1</p>
<p>uzun bir nehirdir satranç<br />
kıvrak ve uzatarak boynunu<br />
nice güneş batışını yerinde görmüş boynunu<br />
oysa veba tarihçileri bilmemişlerdir<br />
her karenin bir karşı veba girişimi olduğunu</p>
<p>göğe bezgin bakanların bir türlü öğrenemediği<br />
bir oyundur satranç</p>
<p>evet ilk aşk gibi bir şeydir ilk açılış<br />
artık dönüş yoktur<br />
kuşku bağışlanmasa da<br />
tedirginlik doğal sayılabilir<br />
ancak<br />
yürümenin dışında bütün eylemlerin adı<br />
kaçış kaçış kaçıştır</p>
<p>çapraz özgürlüklerinde filler<br />
acılardan yapılmış bir alanda<br />
ne zaman ki esrirler<br />
yazsak defterlere sığar mıydı<br />
şah açmazında vezirin ölümcül tutkusunu<br />
yerine göre piyon da bir tufandır<br />
içinde hep bir vezir sürekli mahzun<br />
düz gider çapraz vurulur ve uzun uzun<br />
günbatımlarını çağrıştırır</p>
<p>hüznü uçlarından dolanıp<br />
yalın sıçrayışlarıyla piyonlar arasından<br />
ürkek ama cesur ama sevimli<br />
açsa duyargalarını o tarihsel şiire<br />
iyi bir oyuncu en çok atları sever</p>
<p>sen ey atını kaybeden oyuncu<br />
bir ilkyazdan koca bir güzyontan adam<br />
bırak oyunu</p>
<p>artık<br />
öyle bir ıssızlık düşle ki içinde<br />
yeryüzünü kişnesin<br />
bizim atlar</p>
<p><span id="more-676"></span><br />
2<br />
nicoldu onca oyuncu<br />
oyarak<br />
ette oyuk seyirmesinden<br />
oyun kurarlardı</p>
<p>kaçıp<br />
da süleymandan<br />
kaf dağında otururdu<br />
anka nicoldu</p>
<p>o mağrur gemiler ki açıklarda<br />
güneşin şanla her akşam ufala ufala battığı<br />
suların kabarıp taşarak savrulduğu oradan<br />
kesik bir insan başı gibi taşra düşüp<br />
helak oldular</p>
<p>ün geldi ey iskender<br />
çok acaip gördün ömrün tükendi<br />
geri dön<br />
ürktü<br />
ki endişe<br />
dünyadandır ve hayal hiçtir<br />
sözü onun<br />
…avda<br />
yine geri dön bu son<br />
yoksa öleceksin gurbette<br />
dedi ses ve işitip ağladı<br />
o koca iskender ki<br />
tuhaf matlar yapardı<br />
mat oldu olağan biçimde</p>
<p>artık anlaşılmıştır günün akşamlılığı<br />
kesin mat yok<br />
iyi oyun vardır sadece<br />
ve satranç aslında dalgınların oyunudur<br />
dalgının ölüm karşısındaki sükuneti<br />
düşmana<br />
ölümün dehşetinden korkuludur</p>
<p>eğilip o oyuncu<br />
uzatsa boynunu buyruğa</p>
<p>taşlar sürüldüğünde<br />
kaleyi buyruksuz düşündü mü kişi<br />
demek ki bütündür sallantıda<br />
demek ki gök de anlaşılmaz bir biçimde ölü<br />
cinayetlerde yeryüzüne paramparça dağılmıştır<br />
aşk ve umut dağılmıştır<br />
koygun bir gece gibi günü kaplayan<br />
sevgilinin gözlerindeki zeytin siyahını<br />
o oylum oylum kabarık şiiri<br />
kaplayan<br />
bir şeyse buyruksuzluk<br />
taşlar sürüldüğünde<br />
alıp kişiyi kayalar çarpar buyruksuzluk</p>
<p>çağı binip<br />
cübbesinden gözükara süvariler çıkaran<br />
o beyaz taş oyuncusunu nerde bulmalı<br />
tutup üzengisinden öpüp koklamalı</p>
<p>3<br />
söyleyelim eBİR<br />
ha<br />
in<br />
dir<br />
eSekiz yok<br />
yok ayrı bir düşman falan<br />
genç çeri<br />
ey e hattındaki budala<br />
-Tanrım ne saflık-</p>
<p>bir ara dilim sürçse<br />
de at kıskacını anlatsam<br />
desem ki Ha-<br />
derler ki kemik atıyor<br />
köpek resmine bu adam</p>
<p>anlat<br />
apaçık olanı<br />
gecedir halk<br />
etinin önünde anlam<br />
katledilmiştir</p>
<p>vardın<br />
söylemezler otlar<br />
çok sutün düştü<br />
nice bir taş<br />
ne zamana yetiştin</p>
<p>aykırı sür<br />
çalka<br />
de ki ey at kıskacı kabaran<br />
ateş almış ve ey at kıskacı<br />
diye bağırarak<br />
o oyuncu<br />
oynadığında seni<br />
konuş benimle<br />
sana hizmet danışayım</p>
<p>4<br />
hüzüm<br />
yalındır-dağdan<br />
aparılmış kar topakları gibi</p>
<p>yel ki ince<br />
ipince bir teldir kopmuştur</p>
<p>insan<br />
azar azar kopmuştur</p>
<p>yalnız hüznü vardır kalbi olanın<br />
hüzün öylece orta yerdedir<br />
tuhaf bir yarma yaşanıyordur<br />
çepçevre şeytan kilitleri</p>
<p>sınav</p>
<p>5<br />
bir oyuna rasgeldim<br />
her taşı yakup hüznü</p>
<p>anlat<br />
bu boşalmış at<br />
hüzündür</p>
<p>yanında<br />
kalfa<br />
çırak<br />
ben bir oyuncu tanıdım<br />
daha<br />
ataktı</p>
<p>gördüm ki çatlıyordu<br />
kara kuzgun</p>
<p>kabusa beyaz bir su<br />
oyuluyordu</p>
<p>‘ve sabır<br />
olmasaydı<br />
yeryüzünde<br />
birgün<br />
kalınabilir miydi?’</p>
<p>6<br />
bu hüznün<br />
mesnevisi yazılmadı<br />
gürbüz tarhlar öldü<br />
o ceylanda<br />
bir kaç minyatür<br />
mütekeddir<br />
-de bana bu esrime<br />
bu koygun minyatür yalnızlığından<br />
başka nedir-oysa<br />
kocamandır aşk<br />
usanç<br />
hep eksiler alanında<br />
olup biten bir şeydir<br />
parçala bu trajik geçidi<br />
o taşı sür ey insan<br />
taşı taş-çünkü saat<br />
sınanan bir süreçtir ve atlar<br />
yanıldıklarında<br />
kaygan<br />
o karangu duvarına çarpıp kuşkunun<br />
düşer ölü atlar</p>
<p>çünkü satrançta<br />
çünkü orada ve burada<br />
her zaman<br />
öğretidir zaman<br />
aşkın da<br />
katları vardır-kadim<br />
kabarık bir öyküdür alınyazısı</p>
<p>ey aşk<br />
elbet başındasındır bela kitabının<br />
ne çok dilin var<br />
gece ki anlamadı<br />
şu anda<br />
o<br />
ibrahim ve ishak<br />
yargıç yok taşı kim atacak<br />
leyla bilmez mi gerekli olduğunu<br />
diye döğünüp duran<br />
gece ki ey gece<br />
o külli aynalar<br />
seni ararlar<br />
ıssız bir hat fotoğrafın<br />
dan sana çıktım</p>
<p>oynanan<br />
göstermelik bir sonoyunuydu<br />
aldandın<br />
ağır taşlar verdik<br />
…ve ay seni bulduğunda<br />
yani ki kanıtladığında kendini<br />
ben<br />
müthiş bir başlık atacağım<br />
şiirime<br />
sevgili gecem diye<br />
7<br />
şebçerağ<br />
söndü mü<br />
diye bir ses</p>
<p>sahi şebçerağ nerde<br />
iskender! iskender!<br />
diye bir ünlem</p>
<p>bu nasıl iskender<br />
aramaz bengisuyu<br />
diye bir hüzün</p>
<p>‘hişt! dostlarıma şunu haber ver<br />
denize açıldım<br />
ve gemim parça parça oldu’<br />
diye bir im<br />
denli narindir intikam</p>
<p>intikam içli bir marştır gerçekte<br />
bir ara ses aygıtını yırtarak çıkarılırdı<br />
o şimdi<br />
dışlanmış bir taş olarak<br />
karlı kış gecelerinde<br />
acılı bir genç şairin her geçişte<br />
hüznüne tanık olduğu<br />
metruk bir kümbet denli müşahhas<br />
aşktır-ve o<br />
ne rahim bir yürüyüştür gecede</p>
<p>(o yıllar bir ressam tanırdım<br />
gök çizemezdi<br />
yüksek evler yapardı yitik kadın yüzleri- bir güm<br />
o kentin<br />
-tarihsel bir kenttir-<br />
o çarşısındaki hasır iskemleli kahvede<br />
onu bir cenini çizerken ağlar gördüm<br />
bütün öğeleri belliydi ama neden gözsüz<br />
ama neden bir kaleden artmış kapı tokmağı gibi<br />
ıssız ve dokunaklı<br />
diye sormadım çünkü ben<br />
ağlayanları severim ve güzeldir ağlamak<br />
denebilir ki-<br />
bir insan en çok ağlarken güzeldir<br />
vakit de akşamdı dışarda kar vardı<br />
kar yüzyıllardır alabildiğine vardı<br />
insanlar doğar konardı konar göçerdi<br />
sonra o bütün resimlerini yırttı-<br />
birden kaybolmuştu<br />
arıyor diye duydum bir şeyi<br />
çağın unutturmak istediği<br />
belki derin bir gök resmini<br />
ye’si biçen o eşsiz kılıncı gürbüz hamleyi)</p>
<p>bu taşı da sürüyorum<br />
koyar gibi o güzel yapının üstüne<br />
ya da komaz gibi taş üstüne taş<br />
(ben daha çok taşları mı anlıyorum nedir<br />
ve nedir taş-<br />
çakmak taşı satranç taşı<br />
sapan taşı göktaşı)<br />
reddetmek gerekiyor kimi taşları ve şeyleri</p>
<p>sözgelimi sapan taşını<br />
-o göz çıkarır sadece-<br />
ortadaki gökkasabı gökdeleni<br />
tanrısız tecimevlerini caminin hemen önündeki<br />
ana caddedeki aykırı kadın salınışını<br />
yanlış konumunu gülün evlerde bahçelerde<br />
ve hatta parklarını bile bu taş mekanın<br />
reddetmek gerekiyor</p>
<p>çağa çıktığımda<br />
kan- çoğalan bir suret ve kendini<br />
ta içerlerde bir yerin üşüyor-duymuyormusundur<br />
yinelenir durur -şu sanki ne diye- akşam ki<br />
dönüp nefsini içine tuttuğun yüzündür<br />
senin yüzün -paramparça<br />
bölük pörçüktür<br />
şu kuytu kalabalıkta<br />
şu yalnızlıkta<br />
ivedi ve kirlisarı<br />
dişiliğini kullanıyordur kuşku<br />
lüks oteller gibi kuşku<br />
kuşku</p>
<p>(çağı deştiğimde<br />
o yüz<br />
diyor yoruldum -aynalar<br />
gösterebilir mi hiç -bana sonumu<br />
nedensiz başladım oyunculuğa<br />
bitireceğim raslantıyla -oyunumu<br />
dostlarım da<br />
var -intiharlar<br />
her akşam ıslak-yapışkan<br />
saçlarıyla girip odama<br />
paniğimden pay toplarlar)</p>
<p>azaldı<br />
halk içinde yüzdeki ben gibiler<br />
eldeki siğile<br />
çıbana -etin yumuşak bir yerinden sökün eden-<br />
döndü halk ve cüzzam ne yürüdü<br />
ve hep bir yaprak değil miyiz ki<br />
bir zaman yarıp çıkmak serüveninde<br />
özdalımızı<br />
topu topu bir mevsimi yaşarız işte<br />
müşa’şa’ bir sonbahar figüranıyız<br />
hepimiz de<br />
ve cüzzam ne gün yürüdü sormalı<br />
değil mi ki ebabil<br />
adil<br />
bir infazın adıdır<br />
ve insan<br />
-ne şu ne bu-<br />
iyioyunundan<br />
sorulmayacak mıdır<br />
8<br />
(kıstak)<br />
her dakika<br />
henüz ölmüş gibi ebuzer<br />
kimsesizsindir<br />
içlemin gamevi ay emek</p>
<p>kesik kesik solur<br />
avcının elegözlü nesnesi<br />
kaybettiğin divit -kırdır<br />
faniliğindir o ağaç ki<br />
zekeriya onda saklıydı</p>
<p>yazı ebediyyen vardır<br />
-ortadaki göçük<br />
içerdeki dehşet<br />
pusudaki bungu<br />
kıyım mahzen kan -<br />
çok kandil kırılmış -sanki geç<br />
herşey için – niçin<br />
ertelenir sanır insan herşeyi<br />
öyle sanır – yeniden han<br />
o ölümsüzlük gibi mutantan<br />
taş – düşmüş<br />
vardır – orada nasılsalar öyle<br />
apaçık<br />
kırıktırlar</p>
<p>dili faldır aşkın ey taş</p>
<p>Satranç Dersleri, İlhami Çiçek<br />
Kaynak: Edebiyat Dergisi Yayınları</p>
<blockquote><p>Sanatçının bir niteliğini vurgulamak için söylenen ‘çağın tanığı olmak’ sözünü biliyoruz. Sanıyorum buradaki tanıklığı, sonucu değiştirecek bir etkinlik olarak anlamak gerekiyor. ‘Çağın tanığı’ bir sanatçı olarak ya da çağı yaşayan bir insan olarak çağımızı nasıl algılayıp yorumluyorsunuz?</p>
<p style="padding-left: 30px">Her insan çağından sorumludur. Bu bağlamda düşünüyorum ‘tanıklık’ olgusunu. İnandığım Öğreti, beni sorumluluk’la boyutlandırıyor. Çağın tanığı olmam, bu boyutun gereğidir. Saptamakla birlikte, soruşturmayı ve yargılamayı da içeren bir etkinliktir çağın tanığı olmak. Sonucu doğrudan etkiler.</p>
<p style="padding-left: 30px">Çağımız korku çağıdır. Umut’la dengelenmediği için, erdem’e yer yok bünyesinde. Korkunç bir biçimde ‘sınırsız ilerleme’ melankolisiyle başı dönmüş. Bu yüzden hiçbir kutsal tanımıyor. Maddesel ve duygusal olanı abartarak, Tanrısalı yadsıyan bir uygarlık yönlendiriyor bu çağı Batı uygarlığı. Çağdaş bilim özerklik savlarıyla aşkınlığa inanmıyor. İnsan yalnız. Bütün ilişkilerinde eşyanın gölgesi. İnsanın temel eğilimleriyle, çağın eğilimlerinin böylesine çeliştiği bir başka çağ var mı sorusu hızla gündemlere giriyor. Ben bu çağa yön veren Batı uygarlığının, çağın başlarındaki etkinliğinin kalmadığına, çöküş sürecinde bulunduğuna inanıyorum. Kokuşma öylesine yoğun ki güncel insanın da dikkatinden kaçmıyor. Artık insanlar, ahlakî ilerleme gibi duygusallıklar bir yana, maddesel bir ilerlemeden bile kuşku duyuyorlar. Madde kocamanlaştıkça kendi sonunu da hazırlıyor. Bu anlaşıldı. Ahlakî ilerlemeye başından beri kimse inanmıyordu zaten. Eşya sarasına tutuldu bir ara insan. Geçiyor işte. Tanrı gereksinimi çığ gibi büyümektedir.</p>
<p>Konuşmamıza başlarken ‘Her insan çağından sorumludur’ dediniz. Çağımızdaki iletişim teknolojisiyle insanın bu sorumluluğu arasında bir ilgi kurabilir miyiz?</p>
<p style="padding-left: 30px">Elbette. Çağın bir özelliği de sorumluluk kavramına evrensel bir nitelik kazandırmasıdır. Olup biten her şey anında ulaşıyor size. İletişim teknolojisi hazır. Yeryüzüyle bitişiyorsunuz âdeta. Gerçeğin dehşeti sizi kıskıvrak yakalayıveriyor. Kaçamıyorsunuz, tanıksınız. Bu da sizi bir derinleşme ve durum alma sürecine sokuyor.</p>
<p>Hep böyle olumlu mudur iletişim teknolojisinin sorumluluğumuz üzerindeki etkisi?</p>
<p style="padding-left: 30px">Değil tabii. Onun bu emir kulu görünümüne pek aldanmamak gerekiyor. Yaman bir dikkat avcısıdır da o. Konumunun bilincinde olamayan insanı çabucak ağına takabilir. Salt bu yüzden insanların büyük çoğunluğu dikkatlerinde özgür değillerdir. Bir insan bir kere dikkatini kaybedince bir daha zor toparlıyor kendini. İletişim de öyle yapıyor: Neyi öğrenmemiz gerektiğini belirlerken, tepkilerinize de el koymayı savsaklamıyor. Devinme alanı olarak bir kısır döngü bırakıyor önünüze. İnsan çok uyanık bulunmalı ki bu çemberden koruyabilsin kendini. Bir şeyi vurgulamak isterim burada: Bu çember sorumluluğun, konumunun bilincinde olan insan için atını coşkuyla sürebileceği bir alandır da aynı zamanda.Şiirin sanat etkinlikleri içinde özel bir önemi olmuştur hep. Çünkü şiirin iç zenginlikleri bulgulamamızda, olgunlaşmamızda, bilinçlenmemizde daha etkili olduğu kanısındayızdır. Şiire böylesi özel bir önem verdiğimize göre, insana ulaşmamızda şiir nasıl bir işlev yükleniyor?</p>
<p style="padding-left: 30px">Düzyazının sözcükleri mantıksal bir düzlemde seyreder. Etkisi de mantıksaldır. Şiirse bir yoğunlaştırmadır. Sözcükler dönüşür, içe doğru sokulgan bir yapı kazanır onda. Yaşam şiirde yoğunlaşmış olarak vardır. Bütün öteki yazı türlerinde anlatılanların özü şiirde vardır, ama o daha çok anlatılmaz olanın, sözün dile getiremediğinin arkasındadır. Sürekli içsel devingenliğimizi yorumlaması bundandır. İç serüvenimizin saydam bir parçasıdır o. Görünür gerçeği hep aşar, aşmalıdır; yoksa çürür dar açılarda, insanın özündeki bilgeliği temaşa edemeden dağılır gider. Her insanda özündeki bilgeliğe ulaşma tutkusu olduğuna inanıyorum. Şiir çok elverişli bu tutkuyu yönlendirmeye. İnsana ulaşmamızda şiir nasıl bir işlev yükleniyor diyorsunuz. Söyleyeyim: İbrahim’in yaptığını yapmak; öz’ü örten her şeyi kırmak yani.</p>
<p>Köklü bir şiir geleneğimiz var. Değişen koşullar önünde bu geleneğe nasıl yaklaşırsak, ondan yararlanılabilir?</p>
<p style="padding-left: 30px">Uygarlık bağlamında irdelememiz gerekiyor gelenek olgusunu. Uygarlık ki onsuz olunamayan şey’dir, gelenekler taşıyor işte bu şey’i, kuşaktan kuşağa, çağdan çağa. Şiir geleneğimiz; biçimiyle olsun, içeriğiyle olsun, uygarlığımızın ayrılmaz bir öğesidir. Bu yüzden, tarihsel şiirimizi salt bir malzeme yığını olarak değerlendirmemeliyiz, onu oluşturan özsu’yu, kendi bağlamı içinde kavramaya çalışmalıyız. Yüzyıllarca o üçleme (tekke, divan, halk) besledi bizi. Öğretimizden aldığı kanla; yaşamımızı, dünya görüşümüzü; doğum, ölüm, öte vb. olguları algılayışımızı biçimlendirdi. Tuhaf değil mi; ona karşı olanların, onu statik bir olgular bütünü diye görerek silip süpürmek, yaşamdan bütünüyle koparmak isteyenlerin bile, ondan beslendiğine tanık oluyoruz zaman zaman. Koşullar eskitemedi bu şiiri.Tarihsel şiirimizden bize kadar ulaşan bir duyarlık birikimimiz var. Yeni algılamalarımızla geliştirmeliyiz, yetkinleştirmeliyiz bu birikimi. Çağdaş şiirimizin bir türlü insanî olamayışının kökünde bu birikime yabancılık yatar. Duyarlık, duygululuk’u aşan bir şeydir. Etkindir, bir tavırdır. Algılar, ayıklanır, değerlendirilir, bir tavra dönüştürülür. Bizim duyarlığımızı, Öğretisel bütün biçimlendirir. Tarihsel şiirimiz de oradan emmiştir. Türk şiiri iki yüzyıldan beri bir duyarlık yabancılaşması şiiridir. Tabii doğrudan uygarlık seçimiyle ilgili bu da.</p>
<p>İçeriğinin yanı sıra biçimsel zenginliklerle de doludur şiir geleneğimiz. Yapay öykünmelere düşmeden onlardan da yararlanabilmeliyiz kuşkusuz. O öz’ü, o duyarlığı içimizde köz gibi duyumsayarak!</p>
<p style="padding-left: 30px">Çürüyen, kişiliksizleşen çağımız insanının yeniden insanîliği bulmasında sanatın, edebiyatın öncülüğüne inanıyoruz. Sanat, edebiyat bu öncülük niteliğini nereden alıyor?<br />
Yaşadığımız kâbusun kökeninde sanatın edebiyatın yabancılaştırılması yatıyor. Fethi Gemuhluoğlu güzel söyler: ‘Kişi düştüğü yerden kalkar ayağa (…) sanatla başladı yurdumuzda yabancılaşma; gene sanatla atılacak yurt dışına.’ (Bağlanma, Nuri Pakdil)</p>
<p style="padding-left: 30px">Şu da var; sanatçı yoğunlaşmış ulustur. Ulusun hüznü, sevinci, tarihi, korku ve tutkuları,- geleceğe ilişkin düşleri onda yoğunlaşmış olarak vardır. işte buradan kaynaklanıyor sanat, edebiyat yapıtlarının içe işleyen, değiştiren özelliği, öncülük niteliği. Diyelim aykırı bir yaşam biçimine zorlanmış, belleği boşaltılmış, duyarlığı alınmış bir toplum var. Çabucak unutuyor her şeyi; baskıları, yıldırıları, işkenceleri… nasıl devindirilebilir bu toplum. Elbette sanatın, edebiyatın öncülüğüyle. Başka türlü insanı içinden kavramanın, sarsıp silkelemenin olanağı yok. ‘Öz’, sanat edebiyatla bilinç düzeyinde algılanabiliyor ancak. Şaşırtılmış duyargaları onararak, bir düzene sokup yönlendirebiliyor sanat ve edebiyat.</p>
<p>‘Satranç Dersleri’ adlı bir dizi şiirinizde satranç oyunundan yola çıkarak, tarihten kimi kesitler sunuyorsunuz. Satranç, oyun niteliğini yitirip tarihe dönüşüyor âdeta. Çağımızı, tarihin kimi geçmiş çağlarıyla benzeştirerek daha iyi anlayıp yorumlayabildiğimiz gerçeği de var. Satranç, oyun, tarih, şiir ve çağımız arasındaki bu çok boyutlu ilişkiyi nasıl kuruyorsunuz?</p>
<p style="padding-left: 30px">An’lar birbirini kovalıyor ve biz buna zaman diyoruz. Narin kesit’ler… Devine devine saatleri, mevsimleri, yılları oluşturuyorlar. Hep akarlar mı böyle? Yoo, hiçte zorunlu değiller. Kesilebilir de bu akış, başa alınarak yeniden yaşatılabilir de. Ben an’ın içindeyim ve sorumluyum. Seçebilirim; bu konuda donatılarak yaratılmışım. Zaten sorumluluğum da mutlaka seçim yapmamı gerektiriyor. Görüyorum ki geride katlana katlana gelen, bana eklenen, benim ona eklediğim bir birikim var: Tarih. Seçiyorum; ben bu birikimsiz olamam. Şiir de öyle. Her şey öyle değil mi bir bakıma? İnsan, şiir,… deniz bile. Öyleyse tarihi konumlamam gerekiyor varoluş sınavından geçebilmem için. Beni sorumluluk’la boyutlandıran Öğretisel bilinçle yaklaşıyorum tarihe. Şiirin insana ulaşması, onu kalbinden kavraması da buna bağlı. Yoksa kör olur gözleri şiirin. Bir yaşantıdır, ‘bir ince akım’ı yaşamlaştırmanın uzun serüvenidir şiir. Bir ’akım’; yüzeye pek yansımayan derinlerden süren bir dalga; insanı yakan, estiren, kıpırdatan bir şey… Nuri Pakdil şöyle der Biat II’de: “Şiir ancak ‘tarihi yonta yonta’ bir akımı geçirmeye başlar.Bunu yapmak istedim ben de, ‘Satranç Dersleri’ dizi şiirinde. Tarih anlatmadım tabii. Tarih, şiir içinde duyumsatılabilir bir boyut olarak belirir ancak. İsteseniz de anlatamazsınız. Sözcüklerle yazmıyor musunuz? Oysa sözcükler, şiire girer girmez imgelere ve ritmik biçimlere dönüşürler.</p>
<p style="padding-left: 30px">Satranç oyununu kullanmam rastlantı değil. Geometrik bir tarih âdeta satranç. Yaşama tam denk düşüyor. Yaşam da bir geometridir, evet, ama epeydir yüzü çizik çizik bir ‘satıh’ görünümünde.</p>
<p style="padding-left: 30px">Bir de oyun sözcüğü… şiirli, katı, acımasız, yoğun çağrışımlı bir sözcük oyun sözcüğü. Sonra oyuncu, çağ’dır. Satranç oyununun kendisi de bir şiirdir. Oynarken bilinçle yenildiğim olur. Karşı taraf şahımı sıkıştırdıkça fevkâlade anlar yaşarım. Bütün bunlardan yararlandım elbet. Çağımdan, tarihe, Öğretiye sürekli göndermelerde bulunarak bir oyun kurmak istedim.</p>
<p>(*) Bu konuşma metni, bitmemiş bir biçimde İlhami ÇİÇEK’in notları arasından çıkmıştır. Kitabının yayımlanmasından hemen sonra, ‘Edebiyat Dergisi’nde yayımlanmak üzere hazırladığı anlaşılmaktadır. Soruları muhtemelen, İstanbul’daki arkadaşlarından biri yazılı olarak vermiş, kendisi de cevapları yazılı olarak hazırlamayı düşünmüş olabilir. Biz, o zamanlar, kitabı çıkan arkadaşlarımızın bir konuşmasını Edebiyat Dergisi’nde yayımlıyorduk. Bu konuşma, ölümünden çok kusa bir süre önce yapılmış olmalı. Kitabın yayımlanmasıyla ölümü arasındaki süre de çok kısadır zaten. (ih)</p></blockquote>
<p>Kaynak: <a href="http://s.gokekin.com/satranc-dersleri-i/">http://s.gokekin.com/satranc-dersleri-i/</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://satrancim.com/2010/04/huznun-mesnevisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şatranç &#8211; Nigin Nevaderezi</title>
		<link>http://satrancim.com/2009/11/satranc-nigin-nevaderezi/</link>
		<comments>http://satrancim.com/2009/11/satranc-nigin-nevaderezi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 17:41:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Abdullah ARIK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://satrancim.com/?p=668</guid>
		<description><![CDATA[Birden bire Bir iki üç Birden uç &#8216;Atil-matil çersembe&#8217;* (L) gibi atil &#8216;Atil-açil çersembe&#8217; &#8216;kilit deve boynunda&#8217;** qalsa (L) uvulda (L) qanad çal,aç Uç! duman açilsin Önce &#8216;iş&#8217; deyişir? ,yil deyişir? Mence bu sayfada &#8216;yer&#8217; sona ermiştir Benzer sayfanin taşlari, kalesi,fili&#8230; Kanadlanmak düşünürler &#8216;Kondum-köçdüm&#8217;***dur, Köçe-köçe duman; yan! Yer kurtarir? ,&#8217;iş&#8217; kurtarir? &#8216;Bu yil&#8217; kaç günde, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Birden bire<br />
Bir iki üç<br />
Birden uç<br />
&#8216;Atil-matil çersembe&#8217;*<br />
(L) gibi atil<br />
&#8216;Atil-açil çersembe&#8217;<br />
&#8216;kilit deve boynunda&#8217;** qalsa<br />
(L) uvulda<br />
(L) qanad çal,aç<br />
Uç! duman açilsin<br />
Önce &#8216;iş&#8217; deyişir? ,yil deyişir?<br />
Mence bu sayfada &#8216;yer&#8217; sona ermiştir<br />
Benzer sayfanin taşlari, kalesi,fili&#8230;<br />
Kanadlanmak düşünürler<br />
&#8216;Kondum-köçdüm&#8217;***dur,<br />
Köçe-köçe duman; yan!<br />
Yer kurtarir? ,&#8217;iş&#8217; kurtarir?<br />
&#8216;Bu yil&#8217; kaç günde,<br />
Kaç yerde &#8216;mat&#8217; olar?<br />
Bir ağda, bir karada<br />
Bu ağ-karalar bizim dişimsi durumumuz işte!<br />
Uç!<br />
Keşke****&#8217;aça&#8217;<br />
Kondum<br />
köçdüm&#8230;<br />
Kiş-mat&#8230;<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>*Yilin son çersembesinde okunan ezgi.<br />
**halk folklorundan bir kita,şir çözülmeyendir, anlaminda.<br />
***çocuklar oyunlarindan:oyun içre yolculuqda edilen menzil.<br />
****Olsun ki.</p>
<p>Tebriz-2005</p>
<p>Nigin Nevaderezi</p>
<p>(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://satrancim.com/2009/11/satranc-nigin-nevaderezi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Milli Oyuncu Fatmanur Öney ile röportaj</title>
		<link>http://satrancim.com/2009/05/milli-oyuncu-fatmanur-oney-ile-roportaj/</link>
		<comments>http://satrancim.com/2009/05/milli-oyuncu-fatmanur-oney-ile-roportaj/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 May 2009 15:44:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayse ozlem hacihaliloglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://satrancim.com/?p=517</guid>
		<description><![CDATA[Özlem Hacıhaliloğlu : Fatmanur Hanım, öncelikle satranca ne zaman ve nasıl başladınız? Bize kendinizi anlatır mısınız ? Fatmanur Öney : Satrancı 7 yaşında öğrendim.  İstanbul&#8217;daki  kuzenlerimiz, ağabeyime öğretiyorlar. (Çok sonradan kuzenlerime satrancı öğreten kişinin Nevzat Süer olduğunu öğrendim. Dayımın müzik camiasından arkadaşıymış .) Mersin&#8217;e döndükten   sonra  O da  bana öğretiyor. Fakat  evde satranç takımımız olmadığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-thumbnail wp-image-518" src="http://satrancim.com/files/fatmanur-oney-kucuk-150x150.jpg" alt="" width="166" height="166" /></p>
<p><strong>Özlem Hacıhaliloğlu :</strong> Fatmanur Hanım, öncelikle satranca ne zaman ve nasıl başladınız? Bize kendinizi anlatır mısınız ?</p>
<p><strong>Fatmanur Öney : </strong>Satrancı 7 yaşında öğrendim.  İstanbul&#8217;daki  kuzenlerimiz, ağabeyime öğretiyorlar. (Çok sonradan kuzenlerime satrancı öğreten kişinin Nevzat Süer olduğunu öğrendim. Dayımın müzik camiasından arkadaşıymış .)</p>
<p>Mersin&#8217;e döndükten   sonra  O da  bana öğretiyor. Fakat  evde satranç takımımız olmadığı için kağıtların üstüne taşların ismini yazmıştık öyle öğrenmiştim, figürleri sonradan gördüm. Vezir yazan kağıdı kaldırıp vezir gibi oynatıyor, at yazan kağıdı da at gibi götürüyorduk. Böyle birkaç gün oynadıktan sonra babam gördü “Ne yapıyorsunuz?” dedi.  “Satranç oynuyoruz” dedik. Güldü tabi, o gün gitti bize satranç takımı aldı.</p>
<p>Turnuvalarda oynamam Üniversite yıllarımda oldu.  Sanıyorum 1983 yılıydı ve  Yurt-Kur&#8217;un  Satranç  turnuvalarının ilkiydi.  Bende o sıralarda  Ankara&#8217;da Üniversitede öğrenciydim . Önce her yurtta elemeler yapılıp o yurdu temsilen 1 kişi İstanbul&#8217;daki turnuvaya götürüldü. Bende Mehmet Akif Ersoy  Yurdu&#8217;nu temsilen katılmıştım İstanbul&#8217;daki yarışmalara&#8230; İlk turnuvamdı  bu benim ve 3. oldum. Satranç camiasına  her yeni gelene yapıldığı gibi benide  teşvik ettiler sürdürmem  için satrancı ve öyle devam ettim oynamaya.</p>
<p><strong>Ö.H.</strong>: Ne zaman satranç sporcusu olmaya karar verdiniz ? Hangi etkenlerle hedefiniz büyüdü ?</p>
<p><strong>Fatmanur Öney </strong>: Yukarıda söz ettiğim ilk turnuva benim için çok önemli oldu. Hiç bir hedef geçmedi o sıralar kafamdan, sadece oynamaktan zevk aldığımı gördüm. Turnuvanın evde oynamaktan farklı bir şey olduğunu anladım ve benim sevdiğim turnuvada oynamak oldu.</p>
<p><strong>Ö.H.: </strong>Ailenizin o dönemde size  desteği oldu mu ? Evlendikten sonra  aile yaşamınız nasıl etkilendi ? Eşiniz Adil Feridun Öney ‘in satranççı olmanızdaki etkilerini ve desteğini anlatır mısınız ?</p>
<p><span id="more-517"></span></p>
<p><strong>Fatmanur Öney :</strong> Ailemin bana satranç oynamam  konusunda hiç desteği olmadı. Hatta turnuvalarda oynamaya O&#8217;nları çok zor ikna ederek giderdim. Çoğu kez de  Ankara&#8217;dan İstanbul&#8217;a (turnuvaya) aileme haber vermeden gittiğim olmuştur. Satrancı sürdürmemde  eşimin çok desteğini gördüm. Ama birlikte çalışma anlamında çok fazla bir şey yapamadık. Çok kez birlikte çalışmaya karar vermişizdir ama bir türlü uygulamaya geçememişizdir. İş güç çocuk vs. derken hep bir engel olurdu mutlaka.  Genellikle  turnuva öncesi  biraz hazırlık ve sonrasında da maç analizleri yapıyorduk.<br />
<strong><br />
Ö.H.:</strong> Favori kitaplarınız var mıydı ? Yeni  kitaplardan hangilerini tavsiye edersiniz ?</p>
<p><strong>Fatmanur Öney :</strong> Herkesin elindeki şu meşhur kitap “Satrancın Esasları” benimde ilk kitaplarımdan biriydi. Kombinezon kitaplarım vardı. Artık şu ortamda kitap tavsiye etmeye  ne gerek var, bilgisayar,internet Cd&#8217;ler gibi büyük  kolaylıklar varken&#8230;</p>
<p><strong>Ö.H.:</strong> İlk kez ülkemizi yurt dışında ne zaman temsil ettiniz ?</p>
<p><strong>Fatmanur Öney </strong>:İlk kez 1988 Yılında Selanik Olimpiyatında Türkiye&#8217;yi temsil ettim.<br />
<strong><br />
Ö.H.:</strong> Satranç hayatınızın en önemli karşılaşmasını kime karşı oynadınız , anlatır mısınız ? Hiç  ünlü yabancı sporcularla maçınız oldu mu ?</p>
<p><strong>Fatmanur Öney </strong>: Zonal turnuvalara gidince mecburen ünlü yabancılarla oynuyoruz tabi. Mesela 1990 yılında Pula -Yugoslavya- Macropuolou, Botsari vs. oynamıştım. Aslında daha ünlülerde var, ama  aldığım sonuçlardan dolayı olsa gerek hafıza kaybı yaşıyorum hemen.</p>
<p><strong>Ö.H.:</strong> Sizce bayanlar neden satrançta erkeklerle aynı seviyede değil? Neden kadınlar satrançta erkekler kadar başarılı olamıyor?</p>
<p><strong>Fatmanur Öney :</strong>Benim kadın erkek arasında bunca yılda bulduğum en önemli ve satranca yansıyan fark; kadınlar çok ayrıntıcıdırlar, ayrıntıya çok fazla takıldıkları için bütünü görmekte zorlanıyorlar. Bütünü görebilmek satranç için önem taşıyor. Ayrıca ayrıntıdan bütüne ulaşmak çok zor, halbuki bütünden ayrıntıya zaten ulaşılıyor. Erkekler  ise her şeye  bütün olarak bakarlar  ayrıntı ya sonradan gelir ya da hiç gelmez&#8230;  Satrançta çok işlerine yarıyor bu durum  tabi&#8230;<br />
Son yıllarda ise satrançtaki kadın erkek farkı giderek kapanıyor.</p>
<p><strong>Ö.H.: </strong>Çocuklarının satranç öğrenmesini isteyen ailelerimize tavsiyeleriniz var mı ? Satranç sporu çocuklarına sizce neler kazandıracak ?<br />
<strong><br />
Fatmanur Öney : </strong>Ailelerin çocuklarını satranç oynamaları için zorlamamaları lazım. Zorlama çocuk için bıktırıcı olabiliyor. Çocuk yönlendirici olup da aile destek verdiği zaman başarı daha kalıcı oluyor gibi geliyor bana. Satrancın herkese kazandırdığı klasik özellikleri kazandırır -plan yapma,alternatif düşünme,ileriyi görebilme ,esnek düşünebilme vs.-  Ama tabi ki satranç oynamak çocuğun isteği ise..</p>
<p><strong>Ö.H.:</strong> Size nice sağlıklı ,mutlu ve satranç dolu yıllar diliyorum,  söyleşi için teşekkür ederim.<br />
<strong><br />
Fatmanur Öney </strong>:Hazırladığınız sorular için ve bana ayırdığınız  zaman için çok teşekkürler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://satrancim.com/2009/05/milli-oyuncu-fatmanur-oney-ile-roportaj/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>19.Yüzyıl Türkiye Yönetim Tarihi</title>
		<link>http://satrancim.com/2009/04/19yuzyil-turkiye-yonetim-tarihi/</link>
		<comments>http://satrancim.com/2009/04/19yuzyil-turkiye-yonetim-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2009 14:31:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayse ozlem hacihaliloglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[ŞAH]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://satrancim.com/?p=502</guid>
		<description><![CDATA[19. YÜZYIL YÖNETİM TARİHİ KAYNAKLARI:BİR BİBLİYOGRAFYA DENEMESİ Mehmet Seyitdanlıoğlu Türkiye&#8217;de yönetim tarihi (administrative history) araştırmalarının eski bir geçmişe sahip olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte, özellikle ondokuzuncu yüzyıl yönetim tarihi ile çeşitli düzeylerde ilgilenen araştırmacıların eksikliğini duydukları şeylerden birisi de, bu alanda gerek XIX. yüzyıl içerisinde ve gerekse günümüzde meydana getirilen incelemeleri ve yönetim tarihimize ilişkin kaynakları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000">19. YÜZYIL  YÖNETİM TARİHİ KAYNAKLARI:BİR BİBLİYOGRAFYA DENEMESİ</span></p>
<p><span style="color: #000000">Mehmet  Seyitdanlıoğlu</span></p>
<p><span style="color: #000000">Türkiye&#8217;de yönetim tarihi (administrative history) araştırmalarının eski bir geçmişe sahip olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte, özellikle ondokuzuncu yüzyıl yönetim tarihi ile çeşitli düzeylerde ilgilenen araştırmacıların eksikliğini duydukları şeylerden birisi de, bu alanda gerek XIX. yüzyıl içerisinde ve gerekse günümüzde meydana getirilen incelemeleri ve yönetim tarihimize ilişkin kaynakları sistematik biçimde sıralayan uzmanlaşmış bir bibliyoğrafyanın bulunmayışı olmuştur. Bu çalışma, bu ihtiyacın hiç olmazsa bazı yönlerini karşılamak amacına yönelik olarak yapılmış bulunmaktadır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Ondokuzuncu yüzyıl Türkiye yönetim tarihi konusunda kaleme alınmış ve basılmış incelemeler yaklaşık iki yüzyıllık bir süreye yayılmış ve pekçok dilde yayınlanmış bulunmaktadır. Öte yandan, başta İstanbul&#8217;da bulunan Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA) olmak üzere çok sayıda ülkenin arşivlerinde ve henüz tasnif edilmemiş durumda araştırmacıya açık olmayan pekçok belge grubunun bulunması tam ve eksiksiz bir bibliyografyanın hazırlanmasını bir süre daha imkânsız hale getirmektedir. Bu bakımdan biz bu bibliyografya denemesinde bir ilk adım olarak -özellikle arşiv konusunda- Türkiye ağırlıklı olarak mevcut kaynaklar üzerinde duracağız.1 Böylece araştırmanın kapsamı da makul ölçüler çerçevesinde tutulabilecektir.</span></p>
<p><span style="color: #000000"><span id="more-502"></span></span></p>
<p><span style="color: #000000">BAŞBAKANLIK OSMANLI ARŞİVİ</span></p>
<p><span style="color: #000000">Öncelikle, konumuz bakımından önemli olan arşiv belgelerine değineceğiz, daha sonra dönemin basılı kaynaklarının ve daha sonra ise inceleme ve araştırmaların bir dökümünü yapmaya çalışacağız. Türkiye&#8217;de bulunan arşivler arasında yönetim tarihimiz bakımından en önemli ve zengin olanı hiç şüphesiz ki, İstanbul&#8217;da bulunan Başbakanlık Osmanlı Arşivi(BOA)&#8217;dir.2 Özellikle Tanzimat&#8217;ın ilanından sonra modern bir hale getirilmiş olması sayesinde ondokuzuncu yüzyıla ait belgeler yönünden oldukça zengin ve düzenli bir şekilde günümüze kadar ulaşmış bulunmaktadır.3</span></p>
<p><span style="color: #000000">Yönetim tarihi açısından BOA&#8217;ndeki belgeler iki temel grupta incelenebilir:</span></p>
<p><span style="color: #000000">1) Tasnifler ve belge grupları,</span></p>
<p><span style="color: #000000">2) Defterler.</span></p>
<p><span style="color: #000000">1- Tasnifler</span></p>
<p><span style="color: #000000">a) Hatt-ı Hümâyûn Tasnifi: Osmanlı padişahlarının yazılı emir ve buyruklarından bir bölümünün bir araya getirilmesinden oluşan bir tasniftir. 62.312 adet belgeden oluşan tasnifin latin harfleriyle yapılmış 31 ciltlik kataloğu bu belgelerin kısa özetlerini vermektedir. Belgeler gelişigüzel sıralandığından araştırmacılara taramada kolaylık sağlanmak üzere 31 ciltlik bu kataloğun bir de fihristi bulunmaktadır. Bu tasnifteki belgeler I. Mahmud&#8217;dan (l730-l754), II. Mahmud (l808-l839)&#8217;a kadar olan 112 senelik dönemi kapsamakla birlikte, daha çok III. Selim (l789-l807) ve II. Mahmud döneminin sonuna l839&#8242;a kadar olan belgeleri kapsamaktadır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">b) Ali Emiri Tasnifi: Bu tasnif padişahların saltanat dönemlerine göre kronolojik olarak sıralanmıştır. Osmanlı Devleti&#8217;nin kuruluşundan Abdülmecid (l839-l86l)&#8217;e kadar olan zamanın belgelerini kapsar. Siyasi, askeri, idari, tımar ve zeamet tevcihleri, Divan-ı Hümâyûn&#8217;a ait belgeler ile dış ilişkilere dair olan belgeleri içerir. l8l.239 adet belge bulunan bu tasnif, yönetim tarihimiz bakımından kayda değer belgeleri kapsamaktadır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">c) İbnülemin Tasnifi: Tarihçi İbnülemin Mahmud Kemal nal başkanlığında bir heyet tarafından konulara göre hazırlanan bir tasniftir. 23 ana konuda 29 cilt olarak meydana getirilen bu tasnif l290-l873 yılları arasındaki belgeleri içermektedir. Yönetim tarihi ile ilgili başlıca bölümleri arasında adliye (9l6 belge), muharrerât-ı hususiye (ll3 belge), saray mesâlihi (3311 belge), hatt-ı hümâyûn (329 belge), maliye (l2250 belge), tevcihat I (2701 belge), tevcihat II (18034 belge), tımar ve zeamet (1217 belge), vakıf (7903 belge) gibi konulardaki bölümleri saylılabilir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">d) Muallim Cevdet Tasnifi: Konu esas alınmak suretiyle hazırlanmıştır. 216.572 adet belgeden oluşan bu tasnifin 34 cilt olarak hazırlanan katalogu kronolojik değildir. Yerel yönetimler, eyalet yönetimi, vakıflar ve iç güvenlik (zaptiye)&#8217;e ilişkin bölümleri yönetim tarihimiz bakımından önemlidir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">e) İrâde Tasnifi: XIX. yüzyıl Osmanlı yönetim tarihi bakımından en önemli belge grubu irâdelerdir. Bilindiği üzere, II. Mahmud zamanında l832 yılından itibaren padişahların emir ve buyrukları irâdeler yoluyla bildirilmeye başlanmıştır.4 Osmanlı İmparatorluğu parlamenter sisteme geçmeden önce bu irâdeler &#8220;hükm-i hümâyûn&#8221; (= ordonnance Imperiale) olarak kanun değerinde oldukları gibi hukukî değere sahip, güvenilirlikleri yüksek tarihsel arşiv belgesidirler.5 İrâdeler konuları itibariyle beş ana gruba ayrılmışlardır. Bunlar sırasıyla şöyledir:</span></p>
<p><span style="color: #000000">1- 1255-1309 Yılı İrâdeleri</span></p>
<p><span style="color: #000000">2- 1310-1334 Yılı İradeleri</span></p>
<p><span style="color: #000000">3- Dosya Usulü İrâdeler</span></p>
<p><span style="color: #000000">4- Eyalet-i Mümtaze İrâdeleri</span></p>
<p><span style="color: #000000">5- Mesail-i Mühimme İrâdeleri</span></p>
<p><span style="color: #000000">Birinci grup 1255-1309(1839-1891) yılları arasındaki 52 yıllık Tanzimat Dönemi yeniliklerinin yapıldığı ve Osmanlı idare teşkilâtının da bu çeçevede yenilendiği bu zaman dilimi içerisinde çıkan irâdeler, yönetim tarihimizin hemen her konusu ile ilgili son derece değerli belgeler içermektedir. İrâdeler kendi aralarında Dahiliye, Hariciye ve Meclis-i Vâlâ olmak üzere üç kısma ayrılmıştır. Bunlara daha sonra Meclis-i Mahsus, -Şûrâ-yı Devlet ve Divan-ı Ahkâm-ı Adliye kısımları eklenmiştir. Özellikle Dahiliye, Meclis-i Vâlâ, Meclis-i Mahsus İradeleri ülke yönetiminde yapılan yenilikleri konu edinen belgeler bakımından oldukça zengin olup sayıları l55. 304&#8242;ü bulmaktadır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">İkinci grup 1310-1334(1897-19l7) yılları arasındaki 15 yıllık dönemi içeren irâdeler devlet teşkilâtına ve nezâretlere göre tasnif edilmişlerdir. l42.095 adet olan belgeler 484 adet kataloğu ile araştırmacıların hizmetine sunulmuştur. Özellikle kanun ve nizâmat, Meclis-i Mahsus, Meclis-i Umûmi, -Şehremaneti ile ilgili kısımları yönetim ve yerel yönetim araştırmaları yönünden neredeyse sınırsız sayılabilecek bilgi kapsamaktadır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Üçüncü grup dosya usulü irâdeler 1916 yılından itibaren olan dönemi kapsar. Bu tasnifte irâdeler ilgili devlet dairelerine göre değil, konularına göre dosyalanarak tasnif edilmiştir. 1916 öncesi belgeler de bulunmaktadır. Gerek Osmanlı merkezî hükümeti ve eyalet yönetimi, gerekse mahallî yönetimler yönünden son derece zengin belge grupları dosyalar halinde araştırmacıların hizmetine sunulmuş durumda olup, bu irâde grubunun 9 adet kataloğu bulunmaktadır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Dördüncü grup Eyalât-ı Mümtâze denilen Mekke Şerifliği, Mısır, Sisam Beyliği, Cebel-i Lübnan Mutasarrıflığı, Kıbrıs, Bulgaristan, Bosna-Hersek, Kırım Hanlığı, Erdel Krallığı, Eflak-Boğdan Voyvodalığı, Aynaroz Emaneti, Girid, Yunanistan gibi imparatorluk bünyesinde özel bir statü ile yönetilen bölge ve eyaletlere ilişkin belgeleri içermektedir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Beşinci grupta bulunan Mesail-i Mühimme İrâdeleri ise sayıca az olmakla birlikte, Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun bürokratik yapısı ve yönetimi bakımından son derece önemli belgeleri kapsamaktadır. İrâdeler arasında önemli görülenlerin seçilmesinden oluşturulmuş olan bu belgeler üç ana gruba ayrılmaktadır. Yönetim tarihi bakımından önemli olan kısmı &#8220;Tensîkat ve Tanzimat-ı Mülkiyye ve Nizâmât-ı Belediyye ve Ebniyye ve Kanûniyye&#8221; başlıklı olanıdır. Adından da anlaşılacağı üzere Tanzimat&#8217;ın idari alanda uygulanmasına ilişkin 1839-1847 yıllarını kapsayan belgeleri ihtiva etmektedir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Görüldüğü üzere İrâde Tasnifi genel olarak, ondokuzuncu yüzyıl Osmanlı kamu yönetimi ve idare tarihi araştırmaları için vazgeçilmez değerde bir belge grubudur. Tamamının kataloglarının düzenli olarak araştırmacılara açık olması bakımından da ulaşılması kolay bir tasnif olarak dikkati çeker. Öte yandan, Ankara&#8217;da bulunan araştırmacılar için bu katalogların önemli bir bölümü Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü&#8217;nde (Ankara-Yenimahalle) araştırmacıların hizmetine açık bulundurulmaktadır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">f) Kâmil Kepeci Tasnifi: 1468-1878 yıllarını kapsayan 7500 defterden oluşan bir tasnifdir. Yönetim tarihine ilişkin sınırsız belge içeren bu defterler Sadrazamlık, Bâb-ı Ali, Divân-ı Hümâyûn, teşrifat(protokol), vergi, maliye, nüfus, zaptiye, saray vb. konularda çalışmak isteyen araştırmacılar için önemli bir defter grubudur. Bir adet kataloğu bulunmaktadır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">g) Yıldız Tasnifi: Sultan II. Abdülhamid&#8217;in saltanat yılları içerisinde (1876-1909) oluşan belgelerin tasnifinden meydana gelen oldukça zengin bir belge kolleksiyonudur. Bu tasnifte 1618 dosya, 626.000 belge ve 15.679 defter bulunmaktadır. Yönetim tarihi araştırmalarına henüz yeni yeni konu olan bu dönem için önemli belgeleri ihtiva ettiği görülmektedir. Yıldız Esas Evrakı, Sadâret Resmî Maruzât Evrakı, Sadâret Husûsî Maruzât Evrakı ve Yıldız Perakende Evrakı olmak üzere beş grupta toplanmış olup, katalogları bulunmaktadır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">ğ) Bâb-ı Alî Belgeleri: Divân-ı Hümâyûn&#8217;un toplantılarının tamamen terk edilmesinden sonra sadrazamlığa bağlı Bâb-ı Asâfî ve daha sonra Bâb-ı Alî denilen ve Osmanlı Hükümeti&#8217;ni (Bâb-ı Alî= Sublime Porte) ifade eden merkezî yönetim örgütünün yazışmalarından oluşan belgeler grubudur. Bâb-ı Alî Evrak Odası Sadâret Evrakı, Bâb-ı Alî Evrak Odası Belgeleri ve Meclis-i Vükelâ Mazbataları (hükümet toplantıları tutanakları), olmak üzere üç ana bölüme ayrılmaktadır. 1256-1341(1840-1922) yıllarını kapsayan belgeler bulunmaktadır. Mülkî, idarî, askerî, malî her konuda belge içeren bu grup, Tanzimat sonrasında yeni kurulan müesseselerin işleyişleri, yapılan reformların başarısı ya da ortaya çıkan sorunların anlaşılabilmesi açısından önemli belgeler ihtiva etmektedir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Merkezî yönetim örgütü belgelerinden söz edilmesi gereken bir diğeri de Dahiliye Nezâreti&#8217;ne ait belgeler grubudur. Daha çok yirminci yüzyıl başlarını içine alan belgeler mevcuttur. l9l0-l922 yılları içerisinde hukuksal ve iç güvenliğe yönelik olaylar, Dahiliye Nezâreti ile taşra teşkilâtı ve yerel yönetimlere ilişkin yazışmaların yanısıra, Dahiliye Nezâreti İdare-i Umumiye Belgeleri başlığı altında memurların tayin, azil, yükselme, emlâk-arazi, eğitim ve öğretim, vakıflar, köy, nahiye, kazaların kurulması, seferberlik, deprem, yangın, sel felaketi gibi idareyi ilgilendiren hemen her konuya ilişkin belge bulunmaktadır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">2- Defterler</span></p>
<p><span style="color: #000000">a) Mühimme Defterleri: Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun merkezî yüksek karar organı olan Divan-ı Hümâyûn&#8217;un devlet işlerine ilişkin aldığı önemli kararların kaydedilmesinden oluşan defterlerdir. 266 adet olan bu defterlerden 208 numaralı olanından sonrası ondokuzuncu yüzyıla ait olup yönetim tarihi araştırmaları bakımından yararlı bilgi ve belgeleri içermektedir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">b) Ayniyat Defterleri: Sadrazamlıktan çıkan buyruldu ve yazışmaların aynen kaydedildiği defterlerdir. Sayıları 1717&#8242;yi bulan bu defterler kapsadığı konuların cinslerine göre ayrı ayrı konularda tutulmuştur. Bu defterler iç ve dış siyasi olayların yanısıra merkezî ve mahallî yönetime ait karşılıklı olarak yapılan yazışmaları içeren pekçok belgeyi kapsamaktadır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">c) Tanzimat-ı Hayriyye Defteri: Tanzimat&#8217;ın ilânından sonra (3 Kasım l839) uygulanmasına başlanan reformların kaydedildiği defterdir. Bir adet olan bu defter Anadolu ve Rumeli&#8217;de girişilen Tanzimat-ı Hayriyye Nizâmâtına ve malî reformların uygulanmasına ilişkin olup l840-l858 yılları arasındaki evreye ait belgeleri kapsamaktadır. Bu yönüyle defter yönetim tarihi açısından önemli bir konumdadır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">d) Meclis-i Vâlâ Defterleri: l838&#8242;de Divân-ı Hümâyûn&#8217;un ve Meclis-i Meşveret&#8217;in fonksiyonlarını kaybetmesi üzerine kurulan ve Tanzimat yeniliklerinin yürütülmesiyle görevli bir reform meclisi olan Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye&#8217;nin aldığı kararlardan oluşan defterlerdir. Araştırmacıların hizmetine 1990&#8242;da açılan bu defterler 478 adet olup Tanzimat Dönemi ile uğraşan tarihçiler bakımından vazgeçilemez önemdedirler. &#8220;Hülâsa Defterleri&#8221; ve &#8220;Aynen Kayıt Defterleri&#8221; olarak iki ana gruba ayrılan bu defterler Rumeli, Anadolu, İstanbul, Arabistan ve Kuzey Afrika&#8217;daki eyaletlerden gelen evrakın görüşülerek karara bağlananlarının mazbatalarını içermektedirler. Meclis-i Vâlâ Defterleri arasında ayrıca, memurlarına verdiği maaşların kaydedildiği maaş defterleri, taşraya tayin olunan mülkiye memurlarının özelliklerinin kaydedildiği müteferrik defterler de bulunmaktadır. Bu defterlerde Tanzimat ile birlikte girilen yeni süreçte devlet kurumlarında meydana gelen her türlü değişiklik ve devletin yeni baştan teşkilâtlanmasına ilişkin pekçok belge bulunmaktadır. Ayrıca, yeniliklerin uygulanması ve karşılaşılan güçlükler bu defterlerden kayıtlı belgelerde kolaylıkla izlenebilir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">e) Meclis-i Tanzimat Defterleri: Tanzimat&#8217;ın ilânından (1839) sonra kurulan Meclis-i Vâlâ&#8217;nın 1854 yılında ikiye ayrılmasından sonra kurulan Meclis-i Tanzimat&#8217;ın uygulamalarından oluşan defterlerdir. 1854-1888 yılları arasında yapılan bütün idari reformların kararlaştırıldığı yüksek bir danışma kuruludur. Tanzimat Döneminde kurulan bütün idari meclislerin nizamnâmeleri, dahilî nizamnâmeleri gibi devletin işleyişine ilişkin pekçok yasa ve yönetmeliği içermektedir. Yedi adet olan bu defterlerde Düstur&#8217;da bulunmayan kanun ve yönetmelikler bulunabilmektedir. Birinci cildinde bir de fihrist bulunan bu defterler Tanzimat Dönemi yönetim tarihimiz bakımından oldukça önemlidir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">f) Şer&#8217;iyye Sicilleri: Osmanlı yönetim tarihi konusunda çalışan araştırmacılar için son derece önemli kaynaklardan birisi de Şer&#8217;iyye sicilleridir. Bilindiği gibi Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda kadıların hem adlî ve hem de idarî görevleri vardı. Kadıların yönetimindeki Şer&#8217;iyye mahkemelerine ait her türlü kayıtları içeren Şer&#8217;iyye sicilleri yöresel tarihler için olduğu kadar Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun idari, sosyal, ekonomik, kültürel ve mali yaşamı üzerinde bilgi veren ve arşivleri kuvvetlendiren birinci derecede orijinal belgelerdir. Yörenin belediye ve inzibatla ilgili işlerini, devletin çıkardığı içki, tütün yasagı gibi çeşitli yasakları bu defterlerde bulmak mümkündür. 6000&#8242;in üstünde olan Şer&#8217;iyye sicilleri daha önce çeşitli illerin kütüphane ve arşivlerinde dağınık bir şekilde bulunmaktayken, artık tamamı Ankara&#8217;da Milli Kütüphane&#8217;de araştırmacıların hizmetine sunulmuş durumdadır. Şer&#8217;iyye sicillerindeki belgeleri dört ana grupta toplamak mümkündür.</span></p>
<p><span style="color: #000000">1) Yargıç ve noter sıfatıyla kadıların gördüğü işlere ait kayıtlar (dava zabıtları, vakfiye, mukavele, senet, kefalet, vesayet ile ilgili belgeler).</span></p>
<p><span style="color: #000000">2) Belediye ve güvenlik sorumlusu sıfatıyla veya yürütmenin yardımcısı olarak kadının gördüğü işlere ait kayıtlar (sayım, vergilerin toplanması, çarşı pazar denetimleri, narhlar-fiyatlar).</span></p>
<p><span style="color: #000000">3) Padişah veya başkentteki yetkili organlar veya görevliler tarafından bölgedeki beylerbeyi, sancakbeyi, voyvoda, müftü, müderris, mütevelli gibi görevlilere ya da şehir halkına gönderilen resmi ve idari yazıların kopyaları (berat, buyruldu, ferman vb.).</span></p>
<p><span style="color: #000000">4) Şer&#8217;iyye sicillerinde bu sayılanlardan başka, görevli kadının veya defteri yazan kâtibin ilgi alanlarına göre kaydettikleri notlar, mevsimin ilk karının ne zaman düştüğü , yangın ve deprem felaketleri, bölgeye gelen bir görevlinin göreve başlayışı gibi günlük olayları içeren yazılar da bulunmaktadır. Şer&#8217;iyye sicilleri, ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından sonra yeni mahkemelerin kurulması sebebiyle eski değerini kaybetmişse de yerel yönetimler üzerinde araştırma yapmak isteyen araştırmacılar için yine de önemli bir kaynak olma özelliğini korumaktadır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">g) Sicill-i Ahvâl Defterleri: II. Abdülhamid&#8217;in saltanatı sırasında 1878 yılında kurulan Sicill-i Ahvâl Komisyonu&#8217;nun çalışmaları sonucu doğmuş bir defter grubudur. Bu defterlerden bütün mülkiye ve adliye memurlarının kısa biyografileri bulunabilir. 1879&#8242;dan 1909 yılına kadar olan 92.000 memurun sicilleri kaydedilmiş bulunmaktadır. Memurlar ismi, mahlası veya künyesi, babası, hangi aileye mensub olduğu, göreve başlaması, öğrenim durumu, başarıları ve kabiliyetleri, azl, tayin ve varsa muhakemeleri, gayrimüslim ise milliyetleri kaydedilmiştir. 200 adet olan bu defterlerin l7 ciltlik bir fihristi hazırlanarak araştırmacıların hizmetine açılmıştır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Yönetim tarihimiz bakımından oldukça yetersiz bulunan biyografik çalışmalar yönünden ehemmiyetli bir belge grubu olan Sicill-i Ahvâl Defterleri araştırmacıların ilgisine açık bulunmaktadır.6</span></p>
<p><span style="color: #000000">Yönetim tarihi araştırmaları için Başbakanlık Osmanlı Arşivi dışında, Topkapı Sarayı Arşivi de bir kısım belgenin varolduğu bir kolleksiyonu bulundurmaktadır. Osman Gazi dönemine ait belgeler (1348 tarihli)&#8217;den 1922&#8242;ye kadar olan belgelerin sayısının bir kaç yüzbin olduğu sanılmaktadır. BOA kadar olmasa da yönetim tarihini ilgilendiren arşiv malzemesi vardır. Bunun dışında Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, Mülga Maarif Nezareti Arşivi, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivi, Deniz Arşivi, Mülga Maliye Nezareti Arşivi, Harp Tarihi Dairesi Arşivi, İstanbul Belediyesi Arşivi gibi arşivler araştırmacılar tarafından değerlendirilebilecek diğer arşivlerimiz arasında sayılabilirler.</span></p>
<p><span style="color: #000000">DÖNEMİN BASILI KAYNAKLARI</span></p>
<p><span style="color: #000000">1- Gazeteler:</span></p>
<p><span style="color: #000000">Ondokuzuncu yüzyıl yönetim tarihi bakımından önemli birinci el kaynaklardan birisi de, hiç kuşkusuz ki gazetelerdir. Türkiye&#8217;de ilk Türkçe gazetenin çıkmasından bu yana yaklaşık 160 yıl geçmiş bulunmaktadır. Bu bakımdan bu yüzyıl üzerinde çalışacak olan bir araştırmacı dönemin basınını da gözönünde bulundurmak zorunda olduğunu bilmelidir. Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda basın II. Mahmud döneminden başlayarak gelişmiş, Tanzimat&#8217;ın ilânından sonra bu gelişme giderek artan bir şekilde sürmüştür. Dönemin resmi ve özel basını, tarih araştırmacısı için hem kamuoyunu oluşturan organlar olması yönünden önemlidir; hem de İmparatorluğun yönetimini ilgilendiren pekçok konuyu ele aldığından, yönetim tarihi araştırmalarının temel kaynakları olma özelliği taşımaktadırlar.</span></p>
<p><span style="color: #000000">a- Takvim-i Vekayi (l831-l922): 1 Kasım l831&#8242;de çıkarılan Takvim-i Vekayi , Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun resmi gazetesi olmasının yanısıra ilk Türkçe gazetemiz olma özelliğini de taşımaktadır.7 Yayınına l831&#8242;de başlayan gazete l922 tarihine kadar 4609 sayı yayınlanmış ve bu tarihte adı Ceride-i Resmiye olarak değiştirilmiş, l928&#8242;de ise T. C. Resmi Gazete adını almıştır. Takvim-i Vekayi, devlet yönetimini ilgilendiren bütün yasa ve yönetmelikleri, mevzuatı, atama ve azil haberlerini, hükümet kararlarını ve bildirilerini yayınlayan bir yayın organıdır. Bu sebeple, merkezî ve yerel Osmanlı yönetimi ile ilgili mevzuatın belki bir iki istisna ile tamamı bu gazetede bulunabilmektedir. Bu yönüyle ondokuzuncu yüzyıl Osmanlı tarihi araştırmacıları için vazgeçilmez bir kaynak niteliğindedir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">b- Özel Gazeteler: Özel gazeteler yönetim tarihi araştırmacıları açısından Takvim-i Vekayi kadar önemli olmamakla birlikte, Osmanlı kamuoyu ve aydınlarının İmparatorluğu ilgilendiren her konuda olduğu gibi yönetime ait her tür görüş ve değerlendirmelerini de kapsamaktadır. Bu yönleriyle de araştırmacı için önemli kaynaklar olma özelliğini taşırlar. Burada ondokuzuncu yüzyıl Osmanlı basınının ayrıntılı bir dökümünü vermek biraz da konumuzun sınırlarını aşacağından önemli gördüğümüz gazeteleri ve yayınlandığı yılları vermekle yetineceğiz.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Tanzimat Dönemi&#8217;nde çıkarılan ilk gazete, William Churchill tarafından çıkarılan Ceride-i Havadis&#8217;tir. 1840-1864 yılları arasında yayınlanan yarı resmi bir gazetedir. Tercüman-ı Ahvâl (1860-1866) gazetesi, Agâh Efendi tarafından çıkarılmıştır. Tasvir-i Efkâr (1862-1870) ünlü gazeteci ve edebiyatçı Şinasi Efendi&#8217;nin çıkardığı bir gazetedir. Tanzimat Dönemi&#8217;nde çıkan diğer gazeteler Yeni Osmanlılar Cemiyeti&#8217;nin çıkardıkları yönetime muhalefet eden Muhbir (1867-1869 Londra), Basiret (1869-1878 İstanbul), Ulûm (1869 Paris), Hürriyet (1868-1870 Londra), ve İnkılâb (1870-187l, Cenevre), İbret (1870-1873) gazeteleridir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">I. Meşrutiyet Döneminde ise (1876-1908) Sabah Gazetesi (l875-l922), Ahmet Mithat Efendi tarafından çıkarılan Tercüman-ı Hakikat (1878-1920) ve Ahmet Cevdet Efendi tarafından çıkarılan İkdam Gazetesi (1894-1926)&#8217;dir. II. Meşrutiyet Dönemi ise basın özgürlüğünün ilânının da etkisiyle çok sayıda günlük gazetenin çıktı ı bir dönem olmuştur. Ondokuzuncu yüzyılda çıkan özel gazeteler daha çok Osmanlı aydınlarının memleketin yönetimi hakkındaki polemik ve eleştirileri ile yönetimde yapılmasını istedikleri yenilikler ve düşünce tarihimiz bakımından önemlidirler.8</span></p>
<p><span style="color: #000000">c- Salnâmeler (istatistikler): Salnâme bir yıl içerisinde olan olayları topluca göstermek amacıyla düzenlenmiş eserlere denilmektedir. Yalnızca bize özgü olmayıp Fransa, İngiltere gibi diğer birçok Avrupa ülkelerinde de Osmanlı Devleti&#8217;nden önce yayınlanmıştır (Fr.=Annuaire, İng.=Yearbook, Alm.=Almanac). l763&#8242;te Almanya&#8217;da yayınlanan Almanach de Gotha&#8217;ları Mustafa Reşid Paşa görmüş, Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda da yapılmasını istemiştir. İlk salnâme 1847 yılında çıkarılmıştır. 1847-1922 tarihleri arasındaki 75 senelik dönemde yayınlanmış salnâmeler çok ünlüdür. Bu dönem salnâmeleri Osmanlı yönetim örgütü, kurumları, biyografileri, bilimsel, ekonomik, askeri ve kültürel alanlarda önemli bilgiler içermektedirler. Salnâmelerin en eskisi ve en düzenli olarak yayınlananı devlet salnâmeleri de denilen Salnâme-i Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye&#8217;lerdir. İlk devlet salnâmesi Mustafa Reşid Paşa&#8217;nın isteği ile (Abdullah Efendi-zâde ile Ahmet Cevdet Paşa&#8217;nın yardımları ile) Ahmet Vefik Paşa tarafından hazırlanmıştır. 1847 (1263 H.)&#8217;de Salnâme-i Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye adıyla yayınlanmıştır. Başlangıçta küçük hacimde ve yüz sayfa olarak yayınlanan bu yıllıklar, giderek gerek sayfa , gerekse boy bakımından gelişerek ince puntolorla bin sayfayı aşmışlardır. 1847-1880 yıllarında çıkarılan 1. ve 35. def&#8217;alar taşbaskısı (litografya) ile yayınlanmış, daha sonrakiler ise matbaa harfleriyle basılmışlardır. Devlet yıllıkları Cumhuriyet&#8217;den sonra da yayınlanmıştır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Devlet Salnâmelerinin yararları görüldükten sonra vilâyet ve nezâret salnâmeleri çıkarılmaya başlanmıştır. İlk Osmanlı vilâyet salnâmesi 1866 yılında yayınlanan Bosna Salnâmesi, sonuncusu ise 1918 yılında yayınlanan Müstakil Bolu Sancağı Salnâmesi&#8217;dir. Vilâyet salnâmeleri, ilgili vilâyetin idari bölünüşü, memur listeleri, yöresel tarih ve coğrafyası, eski eserleri, ticari ve ekonomik durumu, nüfus, okullar ve kütüphaneler hakkında pekçok bilgiler verirler. Bazı vilâyetlerin bir kez salnâme yayınlamaları yanında, bazı vilâyetler otuz, otuzbeş kadar salnâme yayınlamışlardır. Bunlar arasında Türkçe-Arapça, Türkçe-Rumca, Türkçe-Boşnakça ve yalnızca Arapça olanları da vardır. Verdikleri bilgiler bakımından Bolu, Diyarbakır, Halep, Bursa, Manastır ve Selanik salnâmeleri oldukça zengin bilgiler içerirler.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Nezâret ve devlet kurumlarının çıkardığı salnâmeler ise diğerleri kadar düzenli yayınlanmamışlardır. Bununla birlikte kimi nazırlar, kendilerine bağlı kuruluşların yasal statülerini belirlemek, daireleri yöneten görevlilerin isimlerini saptamak için nezâret salnâmeleri hazırlatmışlardır. Nezâret yıllıkları, devlet ve vilâyet yıllıkları ile karşılaştırılarak incelenirse o dönemdeki devlet kuruluşları, kamu hizmetlerinin dairelere bölünüşü ve kadrolardaki görevliler hakkında daha çok ve doğru bilgiler elde edilebilir. Çünkü, devlet salnâmelerinde isim ve tarihlerin karıştırılmış olması gibi bazı yanlışlıklar bulunabilmektedir. Devlet kurum ve kuruluşlarınca çıkartılan salnâmelerin belli başlıları arasında şunları sayabiliriz:</span></p>
<p><span style="color: #000000">Salnâme-i Askerî: Harbiye Nezâreti ve Makam-ı Ser-askerî tarafından Fuad Paşa&#8217;nın seraskerliği zamanında yayınlanmasına başlanmıştır. Askeri yıllıklarda başlangıçta bahriye sınıfı da dahil olmak üzere ordu teşkilâtı, kadrolar, subayların isimleri, nişanları, rütbeleri gibi bilgiler bulunmaktadır. Bunlar l4 def&#8217;a yayınlanmıştır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Ordu Salnâmesi (1914): Münfasıl (ayrık) Arap harfleriyle* dizilmiştir. I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ordusu hakkında istatistik bilgiler bulunur.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Rasathâne-i Amire Salnâmesi: 1872&#8242;de yayınlanmıştır. Takvimler, denizcilik, saatlerin değişimi, ve metrik sistem hakkında bilgiler bulunur.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Salnâme-i Nezâret-i Umûr-ı Hariciyye: 1885-1902 yılları arasında yayınlanmıştır. Tarihçe, teşkilât, hariciye nazırları, eski ve yeni büyükelçiler ile nezdimizde bulunan büyükelçiler ve antlaşmalar hakkında bilgiler içerirler.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Salnâme-i Nezâret-i Maarif-i Umumiye: 1898-1903 yılları arasında 6 def&#8217;a yayınlanmıştır. Nezaretin tarihçesi, nazırlar, memurlar, öğretmenler, okullar, kütüphaneler gibi konularda bilgiler içermektedirler.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Rüsûmât Salnâmesi: 1914&#8242;de Maliye Nezâreti Gümrük Dairesi&#8217;nce çıkarılmıştır. Gümrüklerimiz hakkında tarihçe, teşkilât, memurlar, vergi işleri, gümrükler, gümrük gelirleri hakkında bilgileri kapsamaktadır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">İlmiye Salnâmesi: 1916 yılında Şeyhülislâmlık tarafından yayınlanmıştır. Teşkilât, Şeyhülislâmlar ve fetvaları kapsamaktadır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Türkiye Fî Sene 1288: Özel kişilerce çıkarılan salnâmelerdendir. Ali Suavi tarafından Paris&#8217;te arka arkaya yayınlanan üç salnâmeden ilkidir. Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun yeri ve halkı, iklim, maden, bitki ve hayvan kaynakları, nehirler, yolları, tren ve telgraf, sanayi, ticaret gemileri, limanlar, ticaret şirketleri, madeni paralar, ölçüler, bankalar ve gümrük gibi önemli konularda bilgileri vermektedir. Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun son yüzyılının yönetim örgütünün, bilimsel, ekonomik, siyasal, askeri ve kültürel alanlardaki faaliyetlerinin bir aynası olan ve bu konularda çok zengin bilgiler kapsayan devlet, devlet kuruluşları, vilâyet ve özel salnameler, yönetim tarihi araştırmalarında gözden uzak tutulmaması gereken başvurma eserleridir. Bu yıllıkların tam bir kataloğu yayınlanmış bulunmaktadır.9</span></p>
<p><span style="color: #000000">2- Vak&#8217;anüvis Tarihleri</span></p>
<p><span style="color: #000000">Ondokuzuncu yüzyıl yönetim tarihi araştırmaları bakımından önemli bir diğer kaynak türü de vak&#8217;anüvis tarihleridir. Bilindiği gibi, vak&#8217;anüvis Osmanlı merkez teşkilâtında resmî olarak görevlendirilen devlet tarihçisidir. Bu yönüyle kaleme aldıkları eserler tarih araştırmaları bakımından göz önünde bulundurulmaları gerekli kaynaklardır. Özellikle ondokuzuncu yüzyıl vak&#8217;anüvisleri Ahmed Cevdet Paşa, Lütfi Efendi ve Abdurrahman Şeref Efendi gibi devlet bürokrasisi içerisinde önemli görevler almış kişiler olduklarından, ayrıca dikkate değer özellikte eserler vermişlerdir. Ondokuzuncu yüzyıl için söz konusu edebileceğimiz ilk vak&#8217;anüvis Mütercim Asım&#8217;dır. Asım Tarihi isimli iki ciltten oluşan eseri 1789-1808 yılları arasındaki olayları ele alır. Vak&#8217;anüvis Şanizâde Mehmed Ataullah Efendi ise üç ciltten oluşan Tarih-i Şanizâde isimli eserinde 1808-1820 yılları arasındaki dönemi ele almıştır. Takvim-i Vekayi gazetesi başyazarlığı da yapmış olan Vak&#8217;anüvis Mehmed Esad Efendi iki ciltlik Esad Tarihi&#8217;nde 1821-1825 yılları arasını ele almıştır. Esad Efendi&#8217;nin Yeniçeri Ocağı&#8217;nın kaldırılışını anlatan Üss-i Zafer isimli bir eseri ile Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda uygulanan resmi protokolü anlatan Teşrîfat-ı Kadîme isimli Osmanlı bürokrasisi tarihi bakımından önemli bir eseri daha vardır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Tarih-i Cevdet (Tarih-i Vekayi-i Devlet-i Aliyye) adlı eseriyle tanınan Ahmed Cevdet Paşa gerek l2 ciltlik bu ünlü eseri, gerekse sadrazamlığa kadar uzanan bürokratik kariyeriyle Osmanlı vak&#8217;anüvisleri arasında en değerlisi sayılabilir. Tarih-i Cevdet&#8217;de 1774 Kaynarca Antlaşmasından 826 Yeniçeri Ocağı&#8217;nın kaldırılışına kadar olan olayları ele almıştır. Ahmed Cevdet Paşa&#8217;nın vak&#8217;anüvisliği sırasında tuttuğu notlardan oluşan Tezakir-i Cevdet isimli eseri Tanzimat Dönemi tarihi bakımından son derece önemlidir. Ayrıca Tezakir&#8217;deki bilgilerin özetlenmesinden oluşan ve II. Abdülhamid&#8217;e sunduğu Maruzat adlı bir başka eseri daha bulunmaktadır. Cevdet Paşa hem konuları ele alışı ve değerlendirmeleri ve hem de çoğu olayın içinde bulunması veya bizzat yapıcısı olması dolayısıyla tarihçi olarak ayrı bir yer ve öneme sahiptir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Cevdet Paşa&#8217;dan sonra vak&#8217;anüvisliğe atanan Ahmed Lütfi Efendi&#8217;nin Tarih-i Lütfi isimli eseri l5 ciltten oluşur. 1825-1867 yılları arasındaki olayları ele alan tarihi Takvim-i Vekayi gazetesini kaynak olarak ele almış gibidir. Bununla birlikte, özellikle yönetime ve reformlara ilişkin pekçok bilgiye kolaylıkla ulaşılabilir. Osmanlı imparatorluğu&#8217;nun son vak&#8217;anüvisi Abdurrahman Şeref Efendi&#8217;nin bir kroniği bulunmamakla birlikte, Tarih Musahabeleri adıyla yayınlanan makaleleri özellikle Tanzimat Dönemi Osmanlı yönetimi ve yöneticileri açısından değerli bilgi ve yorumları kapsamaktadır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">3- Hukuk ve İdare Metinleri</span></p>
<p><span style="color: #000000">Osmanlı İmparatorluğu özellikle Tanzimat&#8217;ın l839&#8242;da ilânından sonra devlet yönetimini merkezi bir yapıya kavuşturabilmek amacıyla tepeden tırnağa yeni-lenmiştir. Bu durum ise hiç kuşkusuz, bu dönemin aynı zamanda bir yasalar ve yönetmelikler, yani yoğun bir mevzuatın hazırlandığı dönem olmuştur. Sayıları belki de binleri aşan kanun, nizamname ve dahili nizamname (iç tüzük) çıkarıl-mış ya da çıkarılanlar yeni baştan kaleme alınmış veya tadil edilmiş, değiştirilmiş-lerdir. Bütün bu mevzuatın hangi yayınlarda ve nasıl bulunabileceği de yönetim tarihçisini, araştırmacıyı yakından ilgilendiren bir konudur. Araştırmanın daha önceki bölümlerinde sözü edilen irâdeler, Meclis-i Tanzimat Defterleri ve özellikle Takvim-i Vekayi bu mevzuatın bulunabileceği kaynaklardır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Bunların dışındaki hukuk ve idare metinleri, yani kanun derleme eserlerinin en önemlisi, yayını bugün de sürmekte olan Düstûr&#8217;dur. Düstûr&#8217;dan önce Başbakanlık Arşivi&#8217;nde matbu olarak bulunan Gülhâne Hatt-ı Hümâyûnu ve Onu Takiben Neşrolunan Nizâmnâme ve Talimatnâmeler, (BOA, Divân-ı Hümâyûn Tasnifi, no. 82) isimli eserin varlığı bilinmektedir. Düstûr, Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye&#8217;nin bir yayınıdır. Tanzimat&#8217;tan sonra çıkarılan her türlü kanun ve nizamnâmenin yayınlandığı bu eser üç tertib halinde çıkarılmıştır. Ancak, Düstûr&#8217;un birinci tertibinden önce 1867 (1279) ve 1865(1282) yıllarında basılmış bulunan iki baskısı daha bulunmakta olup, bilinen 1. Tertib Düstûr&#8217;dan farklı bazı metinler bunlarda bulunabilir (Bu Düstûr&#8217;ların künyeleri için bkz. araştırmalar bölümü). 1. Tertib Düstûr 1839-1908 yılları arasında çıkarılan mevzuatı kapsar. 2. Tertib Düstûr l908-l922 yılları arasındaki mevzuatı, 3. Tertib Düstûr ise l920 yılından itibaren T.C. dönemi kanun ve mevzuatını içermektedir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Bunların yanısıra, tüm bu kanunların dizini olarak Sicill-i Kavanîni isimli bir eser yayınlanmıştır. Yine kanunlarımızın toplu bir dizini Ahmed Ziya Bey (İzmir Ticaret Mahkemesi Reisi) tarafından 1924 yılında İzmir&#8217;de Rehber adıyla yayınlanmış daha sonra bu eser Danıştay tarafından yeni harflerle Tanzimattan Cumhuriyete Yasalarımız Dizini 1839-1923, adıyla yayınlanmıştır (Ankara, 1990). Bunların yanısıra, anayasalarımızın toplu olarak bir arada bulunabileceği bir eser olarak Şeref Gözübüyük ve Suna Kili&#8217;nin birlikte yayınladıkları Türk Anayasa Metinleri 1839-1980, isimli eseri temel kanunlarımızı bulabileceğimiz bir kaynak olarak göze çarpar. Öte yandan, I. Meşrutiyet Meclisi&#8217;nin görüşme tutanakları da Hakkı Tarık Us tarafından Meclis-i Meb&#8217;ûsan&#8217;ın Zabıt Ceridesi 1293=1877 İstanbul&#8217;da, l939 yılında iki cilt halinde yayınlanmıştır. II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet Dönemi meclislerinin görüşmelerinin tutanakları da TBMM Başkanlığı tarafından yayınlanmaktadır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Türkçe kaynakların yanısıra hukuk ve idare metinlerimiz başta Fransızca olmak üzere diğer yabancı dillerde de yayınlanmıştır. Bu yayınlardan en kapsamlısı Gregoire Aristarchi Bey tarafından Legislation Ottomane-Recuil des Lois, Reglements, Ordonnances, Traites, Capitulations et Autres Documents Officiels de L&#8217;Empire Ottoman isimli İstanbul&#8217;da yedi cilt olarak yayınlanan eseridir. Birinci ciltte şahsın hukuku, ikinci ciltte Osmanlı kamu hukuku, üçüncü cilt idare hukuku, dördüncü cilt dış antlaşmalar, beşinci. cilt 1874-1878 yıllarında çıkan kanun ve kararnameler, altıncı ve yedinci ciltler ise Osmanlı medeni hukuku olan Mecelle&#8217;ye yer vermektedir. Yine Fransızca olarak George Young tarafından yayınlanan yedi ciltlik Corps de Droit Ottoman isimli eser de kanun ve mevzuatımızı kapsamaktadır. (Tam künyesi için araştırmalar kısmına bkz.).</span></p>
<p><span style="color: #000000">4- Başvuru Eserleri ve Biyografiler</span></p>
<p><span style="color: #000000">Tarih araştırmalarında önemli olabilecek başvuru kitapları arasında ansiklopediler gelirler. Ansiklopediler arasında öncelikle belirtmemiz gerekn eser İslâm Ansiklopedisi&#8217;dir. Milli Eğitim Bakanlığı taafından l940 yılından itibaren yayınlanmış l2 ciltlik bir uzman ansiklopedi olup önemli kaynaklar arasında sayılmalıdır. Bir diğer ansiklopedi 1943 yılında İnönü Ansiklopedisi adıyla yayınına başlanan, sonradan adı Türk Ansiklopedisi olarak değiştirilenidir. Devletin resmi ansiklopedisi niteliğindedir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Reşad Ekrem Koçu tarafından İstanbul&#8217;un alfabetik kütüğü olarak yayınlanması düşünülen İstanbul Ansiklopedisi yazarının kişisel çabalarıyla 1938 yılında yayınlanmaya başlanmıştır. XI. cildin 173. sayısında yazarının ölümü üzerine yarım kalmıştır. Osmanlı tarihi ve özellikle İstanbul&#8217;un sosyal, kültürel, siyasi ve idari tarihi bakımlarından yarım kalmasına rağmen ilginç konuları kapsamaktadır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">İletişim yayınları tarafından yayınlanan Tanzimattan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi (6 cilt) ve Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi (l0 cilt), yakınçağ ve cumhuriyet dönemlerini her yönü ile ele alan maddeler halinde uzmanlar tarafından yazılmıştır. Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı&#8217;nın yayınladığı İstanbul Ansiklopedisi ile Türkiye Diyanet Vakfı&#8217;nın halen yayınlamakta olduğu Diyanet İslâm Ansiklopedisi Osmanlı tarihi araştırmacıları için önemli başvuru eserleri arasında sayılırlar.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Başvuru eserleri arasında özellikle belirtmemiz gereken bir diğer kapsamlı araştırma da İsmail Hami Danişmend tarafından hazırlanan İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi&#8217;dir. Ayrıca Danişmend&#8217;in Osmanlı Devlet Erkânı adıyla bütün Osmanlı sadrazam, şeyhülislâm, kapdan-ı derya, baş-defterdar ve reisü&#8217;l-küttablarının kısa biyografilerini verdiği toplu biyografyası da bulunmaktadır. Biyografiye yönelik eserler arasında ondokuzuncu yüzyılda yayınlanmış eserlerin bazılarından örnekler verecek olursak başlıca şunları sıralamak mümkündür: Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda kadınlara yönelik bir toplu bibliyografya Mehmed Zihnî&#8217;nin Meşâhir-i Nisâ, adlı iki ciltlik eseridir. Vezir ve sadrazamların biyografilerinin bulunabileceği bir başka eser Osmanzâde Ahmed Taib&#8217;in Hadikatü&#8217;l-Vüzerâ &#8216;sıdır. Daha sonra bu esere zeyl (ek) adıyla tamamlamak üzere ekler yapılmıştır (bkz. araştırmalar kısmı). Bu Arap harfli eserlerin yanısıra yeni harflerle basılmış toplu biyografiler arasında İbnülemin Mahmud Kemal İnal&#8217;ın dört ciltlik Osmanlı Devleti&#8217;nde Son Sadrazamlar adlı eseri önde gelir. Son dönem Osmanlı sadrazamlarından 37&#8242;sinin hayat hikâyelerini ele almaktadır. Mehmed Süreyya&#8217;nın Sicill-i Osmanî Yahud Tezkere-i Meşâhir-i Osmanî adlı dört ciltlik eseri taşra yönetiminde bulunmuş bürokratları ele alan bir başka yönetim tarihimiz bakımından önemli toplu biyografidir. Kendisi de yüksek bir bürokrat olan Mehmed Memduh Paşa&#8217;nın Evsât-ı Sudûr adlı İzmir&#8217;de 1328&#8242;de basılan eseri Sultan Abdülmecid, Abdülaziz, Murad, II. Abdülhamid ve Mehmed Reşad dönemlerinde görev yapmış sadrazamları ele alması bakımından mühim bir eserdir. Mehmed Memduh Paşa&#8217;nın kendisinin de devlet yönetiminde bulunmasından dolayı (50 yılı aşkın bir süre) çoğunu tanıdığı bu yüksek Osmanlı bürokratları hakkında verdiği bilgiler ondokuzuncu yüzyıl Osmanlı bürokrasisi üzerinde çalışacaklar için kayda değer bir eser sayılmalıdır. Şeyhülislâmların biyografileri konusunda ise Topal Ahmed Rifat Efendi&#8217;nin Devhatü&#8217;l-Meşâyih ma&#8217;zeyl, isimli eseri ile 1916 yılında basılan İlmiye Salnâmesi belli başlı toplu biyografiler olarak dikkati çeker.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Biyografik eserler arasında gösterebileceğimiz bir başka önemli eser de son vak&#8217;anüvis Abdurrahman Şeref Efendi&#8217;nin Sabah Gazetesi&#8217;nde yazdığı makalelerin (1917) bir araya getirilerek yayınlanmasından oluşan Tarih Musahabeleri isimli kitabıdır. Eser Tanzimat Döneminin devlet adamları Mustafa Reşid, Alî ve Fuad Paşalar başta olmak üzere pekçok devlet adamının biyografisini verir. Osmanlı bürokrasisi ve yönetimi üzerine çalışacaklar için yazarının sağlam yorumlarıyla son derece kıymetli bir eserdir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Bunların yanısıra, tarih araştırmalarında eski tarihlerin günümüz miladî tarihlerine çevrilmesinde kullanılabilecek başlıca başvuru eseri Faik Reşid Unat&#8217;ın Hicrî Tarihleri Milâdî Tarihe Çevirme Klavuzu, Ankara, 1974 güvenilirliği bakımından önemli bir kaynaktır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Araştırmalar</span></p>
<p><span style="color: #000000">Abdurrahman Şeref, Tarih Musahabeleri, İstanbul, 1342.<br />
Abdurrahman Şeref, Tarih Musahabeleri, (Sadeleştiren: Enver Koray), Ankara, 985.<br />
Ali, Terâcim-i Ahvâl-i Meşâhir-i Ricâl, İstanbul 1307.<br />
Ali Haydar Midhat, Midhat Paşa, Hayat-ı Siyasiyesi, Hidemâtı, Menfâ Hayatı, Tabsıra İbret, I, İstanbul, Hilâl Matbaası, 1325, 398 s.<br />
Akarlı, Engin Deniz, The Long Peace, Ottoman Lebanon, l861-1920, California, Univ. of California Press, 1993, XVIII+288.<br />
Akyıldız, Ali, Tanzimat Dönemi Osmanlı Merkez Teşkilâtında Reform l836-1856, İstanbul, Eren Yayını, 1993, 338 s.<br />
Abdurrahman Vefik, Tekâlif-i Kavâ&#8217;idî, Dersaadet, 1328.<br />
Ahmed Cavid, Verd-i Mutarra, Hadikatü&#8217;l-Vüzerâ Zeyli, İstanbul, 1271.<br />
Ahmed Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet, 12 c., İstanbul, 1309.<br />
Ahmed Cevdet Paşa, Ma&#8217;ruzat, (Haz. : Yusuf Halaçoğlu), İstanbul, 1980.<br />
Ahmed Cevdet Paşa, Tezakir-i Cevdet, 2. baskı, (Yay. : Cavid Baysun) IV c., İstanbul, 1986.<br />
Ahmed Cevdet Paşa Semineri (27-28 Mayıs, 1985) Bildiriler, İstanbul, 1986.<br />
Ahmed Rasim, İstibdaddan Hakimiyyet-i Milliyyeye, İstanbul, 1323-1324.<br />
Ahmed Resmî, Halifetü&#8217;r-Rüesâ veya Sefinetü&#8217;r-Rüesâ, İstanbul, 1269.<br />
Ahmed Şuayb, İdarî Hukuk, İstanbul, 1325.<br />
Akgündüz, Ahmet, İslâm Hukukunda ve Osmanlı Tatbikatında Vakıf Müessesesi, Ankara, 1988.<br />
Akşin, Sina(Ed), Türkiye Tarihi, 4 cilt, Ankara, l988.<br />
Akyılmaz, Gül, Reisülküttab ve Osmanlı Hariciye Nezâretinin Doğuşu, (Selçuk Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Doktora Tezi), Konya, l990.<br />
Arıkan, Zeki, Divân-ı Hümâyûn, (İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Basılmamış Mezuniyet Tezi), İstanbul, 1866.<br />
Aristarchi Bey, Législation Ottomane ou Recueil de lois, reglements, ordonnances, traites, capitulations, et autres documents -officiels, 1 -2, Constantinople, Impr. fr res Nicolaides, 1873.<br />
Atâ, Tayyarzâde Ahmet, Tarih-i Atâ, (Enderun), V, İstanbul, 1293.<br />
Bailey, F. E., British Policy and Turkish Reform Movement, A Study of Anglo-Turkish Relations 1826-1855, Cambridge, Harvard Univ. Press, 1942.<br />
Bağdatlı Abdülfettah Şefkat Efendi, Berk ü Zebz, Hadikatü&#8217;l-Vüzerâ Zeyli, İstanbul, 1271.<br />
Barnes, John Robert, Evkaf- Hümayun: Vakıf Administration Under the Ottoman Ministry for Imperial Religious Foundations 1839 to 1875, London, 1982.<br />
Başgil, Ali Fuad, Esas Teşkilat Hukuku Dersleri, İstanbul, 1948.<br />
Baykal, Bekir Sıtkı, &#8220;Ayanlık Müessesesinin Düzeni Hakkında Belgeler&#8221; Belgeler, I / 2, (Ankara, 1965).<br />
Baysun, Cavit, &#8220;Mustafa Reşid Paşa&#8221;, Tanzimat I, İstanbul, Maarif Vekâleti, 1940,ss. 732-746.<br />
Belgesay, Mustafa Reşid, &#8220;Tanzimat ve Adliye&#8221;, Tanzimat I, Maarif Vekâleti, l94o, ss. 210-220.<br />
Berkes, Niyazi, Türkiye&#8217;de Çağdaşlaşma, İstanbul, Doğu-Batı Yayını, 1978, 658 s.<br />
Bilim, Cahit, Tanzimat Devrinde Türk Eğitiminde Çağdaşlaşma 1839-1876, Eskişehir, A. Ü. yayını, 1984.</p>
<p>http://yunus.hacettepe.edu.tr/~mehmets/bibliyografyadenemesi.htm</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://satrancim.com/2009/04/19yuzyil-turkiye-yonetim-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tanzimat Dönemi Mısır&#039;lı Satranççılar</title>
		<link>http://satrancim.com/2009/04/tanzimat-donemi-misirli-satranccilar/</link>
		<comments>http://satrancim.com/2009/04/tanzimat-donemi-misirli-satranccilar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2009 20:15:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayse ozlem hacihaliloglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[Kale]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://satrancim.com/?p=493</guid>
		<description><![CDATA[Hollanda asıllı İngiliz Oryantalist ressam Lawrence Alma-Tadema , 1863 &#8216;teki İtalya gezisi sırasında Eski Yunan ve Roma sanatına, Mısır arkeolojisine ilgi duymaya başlamıştır .Resimlerinin beğenilmesi nedeniyle ,1899 &#8216;da Britanya Krallığından  &#8216;Sir &#8216; ünvanını alır. Tanzimat Dönemi Osmanlı padişahı Sultan Abdülaziz döneminde , çoğu oryantalist ressamlar gibi kendiside Osmanlı yönetiminde olan Mısır&#8217;ın kültüründen çok etkilenmiştir. 1865 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-494" src="http://satrancim.com/files/misir-satranc-300x212.jpg" alt="" width="290" height="205" /></p>
<p><span style="color: #003300">Hollanda asıllı İngiliz Oryantalist ressam <strong>Lawrence Alma-Tadema</strong> , 1863 &#8216;teki İtalya gezisi sırasında Eski Yunan ve Roma sanatına, Mısır arkeolojisine ilgi duymaya başlamıştır .Resimlerinin beğenilmesi nedeniyle ,1899 &#8216;da Britanya Krallığından  &#8216;Sir &#8216; ünvanını alır. <strong>Tanzimat Dönemi</strong> Osmanlı padişahı <strong>Sultan Abdülaziz</strong> döneminde , çoğu oryantalist ressamlar gibi kendiside Osmanlı yönetiminde olan <strong>Mısır&#8217;ın</strong> kültüründen çok etkilenmiştir. 1865 yılına ait bu eserde,<strong> Mısır&#8217;lı</strong> satranççılar satranç oynarken resmedilmiştir.</span></p>
<p><span style="color: #003300">http://www.osmanli.org.tr</span></p>
<p><span style="color: #003300">http://tr.wikipedia.org/wiki/Sultan_Abd%C3%BClaziz</span></p>
<p><span style="color: #003300">http://www.galleryofart.us/Lawrence_Alma-Tadema/page/6/</span></p>
<p><span style="color: #003300">http://en.wikipedia.org/wiki/Lawrence_Alma-Tadema</span></p>
<p><span style="color: #003300">http://www.jmrw.com/Chess/Tableau_echecs/pages/031.htm</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://satrancim.com/2009/04/tanzimat-donemi-misirli-satranccilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

