Fransız Oryantalist ressam Rorbye Martinius , Tanzimat Dönemi Osmanlı padişahı I.Abdülmecid zamanında resmi yapmıştır. I.Abdülmecid Tanzimat Fermanını ilan eden , son 4 Osmanlı padişahının babasıdır.1845 yılına ait eserle , kahvede satranç oynayan Türkler resmedilmiştir. Avrupa satranç resimlerinde mekanlar çoğunlukla saray , ev veya doğa iken ; Türk , Fars ve Arap satranççılar kahvede satranç oynarken resmedilmiştir.
Ünlü Avusturyalı Oryantalist ressam Ludwig Deutsch , Meşrutiyet Dönemi Osmanlı padişahı II. Abdülhamid döneminde resmi yapmıştır. 1896 yılına ait eserle , İstanbul Kapalıçarşıçay ocağında satranç oynayanlar resmedilmiştir.Sanatçının aynı yerde yaptığı 2 değişik eserinin daha olduğu bilinmektedir.
Satranç Dersleri / İlhami Çiçek 1
uzun bir nehirdir satranç
kıvrak ve uzatarak boynunu
nice güneş batışını yerinde görmüş boynunu
oysa veba tarihçileri bilmemişlerdir
her karenin bir karşı veba girişimi olduğunu
göğe bezgin bakanların bir türlü öğrenemediği
bir oyundur satranç
evet ilk aşk gibi bir şeydir ilk açılış
artık dönüş yoktur
kuşku bağışlanmasa da
tedirginlik doğal sayılabilir
ancak
yürümenin dışında bütün eylemlerin adı
kaçış kaçış kaçıştır
çapraz özgürlüklerinde filler
acılardan yapılmış bir alanda
ne zaman ki esrirler
yazsak defterlere sığar mıydı
şah açmazında vezirin ölümcül tutkusunu
yerine göre piyon da bir tufandır
içinde hep bir vezir sürekli mahzun
düz gider çapraz vurulur ve uzun uzun
günbatımlarını çağrıştırır
hüznü uçlarından dolanıp
yalın sıçrayışlarıyla piyonlar arasından
ürkek ama cesur ama sevimli
açsa duyargalarını o tarihsel şiire
iyi bir oyuncu en çok atları sever
sen ey atını kaybeden oyuncu
bir ilkyazdan koca bir güzyontan adam
bırak oyunu
artık
öyle bir ıssızlık düşle ki içinde
yeryüzünü kişnesin
bizim atlar
2
nicoldu onca oyuncu
oyarak
ette oyuk seyirmesinden
oyun kurarlardı
kaçıp
da süleymandan
kaf dağında otururdu
anka nicoldu
o mağrur gemiler ki açıklarda
güneşin şanla her akşam ufala ufala battığı
suların kabarıp taşarak savrulduğu oradan
kesik bir insan başı gibi taşra düşüp
helak oldular
ün geldi ey iskender
çok acaip gördün ömrün tükendi
geri dön
ürktü
ki endişe
dünyadandır ve hayal hiçtir
sözü onun
…avda
yine geri dön bu son
yoksa öleceksin gurbette
dedi ses ve işitip ağladı
o koca iskender ki
tuhaf matlar yapardı
mat oldu olağan biçimde
artık anlaşılmıştır günün akşamlılığı
kesin mat yok
iyi oyun vardır sadece
ve satranç aslında dalgınların oyunudur
dalgının ölüm karşısındaki sükuneti
düşmana
ölümün dehşetinden korkuludur
eğilip o oyuncu
uzatsa boynunu buyruğa
taşlar sürüldüğünde
kaleyi buyruksuz düşündü mü kişi
demek ki bütündür sallantıda
demek ki gök de anlaşılmaz bir biçimde ölü
cinayetlerde yeryüzüne paramparça dağılmıştır
aşk ve umut dağılmıştır
koygun bir gece gibi günü kaplayan
sevgilinin gözlerindeki zeytin siyahını
o oylum oylum kabarık şiiri
kaplayan
bir şeyse buyruksuzluk
taşlar sürüldüğünde
alıp kişiyi kayalar çarpar buyruksuzluk
çağı binip
cübbesinden gözükara süvariler çıkaran
o beyaz taş oyuncusunu nerde bulmalı
tutup üzengisinden öpüp koklamalı
3
söyleyelim eBİR
ha
in
dir
eSekiz yok
yok ayrı bir düşman falan
genç çeri
ey e hattındaki budala
-Tanrım ne saflık-
bir ara dilim sürçse
de at kıskacını anlatsam
desem ki Ha-
derler ki kemik atıyor
köpek resmine bu adam
anlat
apaçık olanı
gecedir halk
etinin önünde anlam
katledilmiştir
vardın
söylemezler otlar
çok sutün düştü
nice bir taş
ne zamana yetiştin
aykırı sür
çalka
de ki ey at kıskacı kabaran
ateş almış ve ey at kıskacı
diye bağırarak
o oyuncu
oynadığında seni
konuş benimle
sana hizmet danışayım
4
hüzüm
yalındır-dağdan
aparılmış kar topakları gibi
yel ki ince
ipince bir teldir kopmuştur
insan
azar azar kopmuştur
yalnız hüznü vardır kalbi olanın
hüzün öylece orta yerdedir
tuhaf bir yarma yaşanıyordur
çepçevre şeytan kilitleri
sınav
5
bir oyuna rasgeldim
her taşı yakup hüznü
anlat
bu boşalmış at
hüzündür
yanında
kalfa
çırak
ben bir oyuncu tanıdım
daha
ataktı
6
bu hüznün
mesnevisi yazılmadı
gürbüz tarhlar öldü
o ceylanda
bir kaç minyatür
mütekeddir
-de bana bu esrime
bu koygun minyatür yalnızlığından
başka nedir-oysa
kocamandır aşk
usanç
hep eksiler alanında
olup biten bir şeydir
parçala bu trajik geçidi
o taşı sür ey insan
taşı taş-çünkü saat
sınanan bir süreçtir ve atlar
yanıldıklarında
kaygan
o karangu duvarına çarpıp kuşkunun
düşer ölü atlar
çünkü satrançta
çünkü orada ve burada
her zaman
öğretidir zaman
aşkın da
katları vardır-kadim
kabarık bir öyküdür alınyazısı
ey aşk
elbet başındasındır bela kitabının
ne çok dilin var
gece ki anlamadı
şu anda
o
ibrahim ve ishak
yargıç yok taşı kim atacak
leyla bilmez mi gerekli olduğunu
diye döğünüp duran
gece ki ey gece
o külli aynalar
seni ararlar
ıssız bir hat fotoğrafın
dan sana çıktım
oynanan
göstermelik bir sonoyunuydu
aldandın
ağır taşlar verdik
…ve ay seni bulduğunda
yani ki kanıtladığında kendini
ben
müthiş bir başlık atacağım
şiirime
sevgili gecem diye
7
şebçerağ
söndü mü
diye bir ses
sahi şebçerağ nerde
iskender! iskender!
diye bir ünlem
bu nasıl iskender
aramaz bengisuyu
diye bir hüzün
‘hişt! dostlarıma şunu haber ver
denize açıldım
ve gemim parça parça oldu’
diye bir im
denli narindir intikam
intikam içli bir marştır gerçekte
bir ara ses aygıtını yırtarak çıkarılırdı
o şimdi
dışlanmış bir taş olarak
karlı kış gecelerinde
acılı bir genç şairin her geçişte
hüznüne tanık olduğu
metruk bir kümbet denli müşahhas
aşktır-ve o
ne rahim bir yürüyüştür gecede
(o yıllar bir ressam tanırdım
gök çizemezdi
yüksek evler yapardı yitik kadın yüzleri- bir güm
o kentin
-tarihsel bir kenttir-
o çarşısındaki hasır iskemleli kahvede
onu bir cenini çizerken ağlar gördüm
bütün öğeleri belliydi ama neden gözsüz
ama neden bir kaleden artmış kapı tokmağı gibi
ıssız ve dokunaklı
diye sormadım çünkü ben
ağlayanları severim ve güzeldir ağlamak
denebilir ki-
bir insan en çok ağlarken güzeldir
vakit de akşamdı dışarda kar vardı
kar yüzyıllardır alabildiğine vardı
insanlar doğar konardı konar göçerdi
sonra o bütün resimlerini yırttı-
birden kaybolmuştu
arıyor diye duydum bir şeyi
çağın unutturmak istediği
belki derin bir gök resmini
ye’si biçen o eşsiz kılıncı gürbüz hamleyi)
bu taşı da sürüyorum
koyar gibi o güzel yapının üstüne
ya da komaz gibi taş üstüne taş
(ben daha çok taşları mı anlıyorum nedir
ve nedir taş-
çakmak taşı satranç taşı
sapan taşı göktaşı)
reddetmek gerekiyor kimi taşları ve şeyleri
sözgelimi sapan taşını
-o göz çıkarır sadece-
ortadaki gökkasabı gökdeleni
tanrısız tecimevlerini caminin hemen önündeki
ana caddedeki aykırı kadın salınışını
yanlış konumunu gülün evlerde bahçelerde
ve hatta parklarını bile bu taş mekanın
reddetmek gerekiyor
çağa çıktığımda
kan- çoğalan bir suret ve kendini
ta içerlerde bir yerin üşüyor-duymuyormusundur
yinelenir durur -şu sanki ne diye- akşam ki
dönüp nefsini içine tuttuğun yüzündür
senin yüzün -paramparça
bölük pörçüktür
şu kuytu kalabalıkta
şu yalnızlıkta
ivedi ve kirlisarı
dişiliğini kullanıyordur kuşku
lüks oteller gibi kuşku
kuşku
(çağı deştiğimde
o yüz
diyor yoruldum -aynalar
gösterebilir mi hiç -bana sonumu
nedensiz başladım oyunculuğa
bitireceğim raslantıyla -oyunumu
dostlarım da
var -intiharlar
her akşam ıslak-yapışkan
saçlarıyla girip odama
paniğimden pay toplarlar)
azaldı
halk içinde yüzdeki ben gibiler
eldeki siğile
çıbana -etin yumuşak bir yerinden sökün eden-
döndü halk ve cüzzam ne yürüdü
ve hep bir yaprak değil miyiz ki
bir zaman yarıp çıkmak serüveninde
özdalımızı
topu topu bir mevsimi yaşarız işte
müşa’şa’ bir sonbahar figüranıyız
hepimiz de
ve cüzzam ne gün yürüdü sormalı
değil mi ki ebabil
adil
bir infazın adıdır
ve insan
-ne şu ne bu-
iyioyunundan
sorulmayacak mıdır
8
(kıstak)
her dakika
henüz ölmüş gibi ebuzer
kimsesizsindir
içlemin gamevi ay emek
kesik kesik solur
avcının elegözlü nesnesi
kaybettiğin divit -kırdır
faniliğindir o ağaç ki
zekeriya onda saklıydı
yazı ebediyyen vardır
-ortadaki göçük
içerdeki dehşet
pusudaki bungu
kıyım mahzen kan -
çok kandil kırılmış -sanki geç
herşey için – niçin
ertelenir sanır insan herşeyi
öyle sanır – yeniden han
o ölümsüzlük gibi mutantan
taş – düşmüş
vardır – orada nasılsalar öyle
apaçık
kırıktırlar
dili faldır aşkın ey taş
Satranç Dersleri, İlhami Çiçek (Şiir – Tam) Kaynak: Edebiyat Dergisi Yayınları (email’le gönderen: İbrahim Paşalı)
Mustafa Kemal Atatürk 1881 Selanik ‘te doğduğu sırada ,Avusturya-Macaristan doğumlu ilk satranç dünya şampiyonu Steintz 45 yaşındaydı .Kendisi 1900 ‘de 64 yaşında vefat etmiştir.O dönemde Avusturya _Macaristan İmparatoru’nun öldürülmesiyle biz 1. Dünya Savaşına doğru sürükleniyorduk. Steinitz ,1894 ‘te Alman satranç oyuncusu Emanuel Lasker ‘e dünya şampiyonluğunu devretmiştir . Lasker 1921 yılına kadar , yani 27 yıl boyunca bu ünvanı elinde tutmuştur. . O yıllarda , Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki Türk milleti , Kurtuluş Savaşı mücadelesini vermekteydi.. 1920 ‘de TBMM açılmış ve Türk halkının kendi egemenliğini ilan etmesiyle ,1921 yılı yurdumuzun bağımsızlığı için savaşlarla geçmiştir. Lasker ise Havana ‘da Cabablanca ‘ya yeniliyor ve unvanını devrediyordu. Cabablanca Küba doğumludur . İspanyolların yönetimindeki Küba , 1898 ‘den beri Amerikan yönetimi altındaydı ve 1902 ‘den sonra Küba Cumhuriyeti yeniden kurulmuştu.Cabablanca’nın ülkesinin yaşadığı sıkıntılardan etkilenmediği tabi ki düşünülemez.Bizim Bağımsızlık mücadelemizin diğer milletler gibi, Küba halkını da etkilediği bilinen bir gerçektir.
1927 yılında ise Alekhin , Cabablanca’yı yenerek dünya şampiyonluğu unvanını almıştır.Alekhin Rus ‘ tur ve Ruslar da millet olarak toparlanma dönemini yaşamaktadır.1 . Dünya savaşı ‘nda Türk milleti Çanakkale Boğazının geçilmesine izin vermemiş ve kendisine yardım gelmeyince , 15 Mart 1917 ‘de Rus Çarlığı çökmüş ve yine aynı sene SSCB kurulmuştur.10 senedir yeni bir yönetim anlayışını yaşamaya başlamış olan Alekhin 1927 ‘de aldığı dünya şampiyonluğu ünvanını ,1935 senesine kadar korumuştur.Hollanda doğumlu Max EUWE 1 seneliğine dünya şampiyonluğunu kendisinden alsa da, 1937 ‘den 1946 yılına kadar bu unvanı Alekhin tekrar kazanıp korumuştur.
1927 den 1937’ye kadar ki dönemde Mustafa Kemal Atatürk ,yeni devletimizin kuruluşu için her alanda ki yenilikleri yaparken , işgalin izlerini silmeye çalışmakta , yine bu dönemde yakınlarıyla satranç oynamaktadır.Belki de ilginç bir tesadüfle Alekhin ve Atatürk birbirinden farklı olarak , ülkelerinin bütünlüğü ve bağımsızlıklarının kaybolmamasını dileyerek , benzer duyguları aynı dönemlerde yaşamıştır.Çünki Rus halkıda yeni devletlerinin kuruluş sürecini yaşamakta ve düzenini kurmaktadır.
Bu yazımızda Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ‘ün doğumundan başlayarak ,Türk milletinin bağımsızlık mücadelesi dönemini ve bu dönemdeki Dünya satranç şampiyonlarının başarılarını , paralel olarak anlatmaya çalıştık .Aşağıda bu dönemdeki satranç dünyasının büyük ustalarının kronolojik olarak çok kısa biyografileri yer almaktadır. En önemli diğer bir tespit de, 1881 – 1938 yıları arasında satranç dünyasının büyük ustaları ya doğmuş , ya dünya şampiyonu olmuş , ya satranç tarihine geçecek başarılar kazanmış ya da değerli bilgi ve tecrübelerini kitaplarıyla dünya satranççılarına bırakmışlardır.
Chessdom Editörü Urosevic : ‘’Bizler ortak bir kültür mirasını paylaşıyoruz.’’
Özlem Hacıhaliloğlu- Merhaba Goran, röportaj yapmayı kabul ettiğin için teşekkür ederim.Kendini Türk okuyucularımıza tanıtır mısın?
Goran Urosevic- Merhaba Özlem..Girişiminiz için teşekkür ederim. Ben Chessdom projesine yardım ediyorum ve bu iş için daha iyi birini bulana kadar geçici olarak editörlük yapıyorum.Yaklaşık bir yıldır bu pozisyondaki yer değişikliği için bekliyorum fakat hiçbir değişiklik olmadı.Aslında bu yüzden de haberci ve yorumcuyum.
Pek iyi bir oyuncu sayılmam, ne zamandır 2200 civarında takılıp kaldım .. Eğer satranç çalışabilirsem belki bir zaman sonra bu durum değişebilir. Bu projenin bana sunduğu, dünyanın değişik yerlerinden pek çok mükemmel insanla tanışma fırsatından dolayı çok mutluyum.
Hacıhaliloğlu- Satrancı ne zaman ve nasıl öğrendin?
Urosevic- Eski Yugoslavya’da, satranç ve diğer birçok aktivite oradaki yaşayan insanların kültürüne derinden bağlıydı.. Benim büyük annem ve büyük babam soğuk kış akşamları yapacak daha iyi bir şey bulamadıklarında satranç oynuyorlardı. Bu yüzden kuralları öğrenip, onlara katıldım. Birkaç yıl sonra babam beni yerel bir kulübe götürdü fakat 13 yaşında ilk kez oynadığım okul şampiyonasından sonra kulübe alınabildim.
Sadece birkaç ay sonra okulum Yugoslavya şampiyonu olmuştu. Daha sonra gençler şampiyonasında oynamaya devam ettim fakat diğerleri kadar üstün olamadım. Ama sonuçta benim için büyük tecrübeydi, o turnuvada şu anda GM veya IM olan pek çok arkadaş edindim .
Hacıhaliloğlu- Favori satranç kitap veya kitapların nelerdir?
Urosevic- Ben okuyabildiğimden daha çok kitap alırım Birini söylemek çok zor çünkü birçok yazara saygı duyuyorum. Fakat benim oyunumu en çok etkileyen kitap küçük ve fazla bilinmeyen Gennady Nesis tarafından kaleme alınan ‘Değişim Sanatı’ kitabıdır
Geçenlerde biz yeni bir köşe yazısına başladık Chessdom’da http://books.chessdom.com/ Sırf okuyuculara satranç kitabı yazarlarını tanıtmak için..
Hacıhaliloğlu – En unutulmaz oyununuz hangisidir?
Urosevic _ Muhtemelen sadece bir oyunum var bu denli övünebileceğim. FM Boroljub Zlatanovic’e karşı berabere biten bir maç.. Daha sonra ‘’Modern Satrancın Sırları’’ (John Watson) adlı kitapta yenilik olarak bahsedilen bir hamleyle Fransız açılışında oyun devam etmişti
Hacıhaliloğlu – Favori bayan sporcunuz kim?
Urosevic – Judith Polgar’ın her oyunu çok heyecanlı!
Hacıhaliloğlu – Başka hobiniz var mı?
Urosevic – Pek değil. Ben bir de bahçedeki çiçekleri ve meyveleri toplarken sakin hissediyorum Bütün her şeyi bir kenara koyup rahatlıyorum.. Ve şunu söyleyebilirim ki, Chessdom’dan sonra yapacağım şey bitki yetiştirmek olacak.
Hacıhaliloğlu- Hiç Türkiye’de bulundunuz mu, hakkımızda ne düşünüyorsunuz?
Urosevic – Ne yazık ki Türkiye’yi hiç ziyaret etmedim fakat arkadaşlarımdan çok güzel tecrübeler duydum. Türkiye’ye gelmek isterim, hatta belki İstanbul Satranç Festivali güzel bir fırsat olabilir…
Elbette bizler ortak bir kültür mirasını paylaşıyoruz. Spor tutkusuna sahibiz mesela. Sırbistan dilinde pek çok Almanca ve Türkçe orijinli kelime var. Mesela, yaşadığım yere biz Cuprija deriz siz köprü diyorsunuz..Sadece yazılış farklı.Sanırım bu yüzden Türkiye’de rahat hissedeceğim kendimi .